Güneyde karşılaştık sonra, sen hatırlamazsın. Hayat faturalarına öyle bir çıkışmadı ki varım yoğum, içinde sevdiğim herhangi bir şey olan bütün şehirler dar gelmiş, sağ başparmağımın beni götürdüğü herhangi bir sahile gidiyordum, sırtımda kafamdan daha boş, haki renkli bir çanta, içinde kitap ve şarap, suratımda bol sakalla. Arkadaşlarınla geçiyordunuz, bir an durakladın önümde, kısa bir bakış attın, sonra çekip gittin. Bob Dylan bu sefer “Sad Eyed Lady of the Lowlands”i söylüyordu.
Ama sana gerçekten aşık olduğum şehir başkaydı. Güzelliğini fotoğraflarıyla ispatlayan, şimdiyse makyajla ayakta duran, ama mihrabı yerinde, illa ki hayat dolu o geçkin Konsomatrist Konstantinapol. Ortaköy-Bebek hattını turluyordum, iki köprünün arasında herhangi bir yer bulup duraklamış, boğaz fonuna bir portre vermiştin. Gözlerimi sana yapıştırıp öyle geçtim o deniz kenarından. Karşı kıyıya bakıyordun sen, arkan yedi tepenin bir tanesine dönükken ışıl ışıldın. Toplam 1 dakika kadar sürdü bütün şoku yiyip de bünyeme almam. Hayatım bundan once Milat’tan once, bundan sonra Milat’tan sonraydı. Arkanı dönüp bakmadın bile. “I want you” diyordu kulaklarımın içine bu sefer Robert Zimmerman.
Saplantıya dönüştün benim için artık. Duvarıma en güzel resmini bulup astım, sesini telefonuma melodi yaptım, herkese seni anlatmaya başladım. Besmelem seninleydi ve sendin elhamdülillah. Seni sevmeyen herkese arkamı döndüm, kulaklarımı tıkadım, gözümü sana diktim, aklımı sana verdim, heryerde aramaya başladım seni, yuvarlanan bir kaya gibiydim. Benim olacaktın ve başka yolu yoktu.
Seni tanımışlara sordum, “uzak dur” dediler. Çok can yakarmışsın meğer, ne aileler parçalamışsın, ne yiğitlerin boyunu devirmişsin. Hiç mi sevenin yoktu be güzelim? Sana yaklaşmanın hiç mi yolu yoktu? Hiç mi görünmezdin ortada? Ne kadar koşacaktım daha peşinden? Adam yerine konmak için daha ne kadar yol gitmem gerekiyordu? Seni görmek için daha ne kadar bakacaktım gökyüzüne? Daha kaç yıl geçecekti özgürlüğüme kavuşmam için? Ama sonunda esen rüzgarda buldum cevabı. Kaderdi bu, şark serdeydi ne de olsa. Tanıdığım birinden, çok yakınımdan çıkagelmiştin.
Aşkımızın başladığı yer tabi ki yolları çiçekli memleketim oldu. Hayat dibe vurmuştu, Camel ise son tekliğe kalmıştı, fuarı tavaf ederken gördüm seni. Herhangi bir takvim gününde cesaret bulamazdım kendimde ama dedim ya o gün dipteydim. Yaklaştım, tanıştık, büyülüydü o gün. Bana baktığın anda zaman durdu saygıyla eğildi, ellerimi tuttuğunda güneş titredi ve sesin o kadar güzeldi ki müzik utandı. Aramızdaki çekim çok belliydi, hemen geldin evime. Az sürtük değilsin ki zaten.
Balayımız çok renkliydi, birbirimize alışmamız uzun sürmedi. Hayatımın en mutlu günleriydi, aşıktım sana. Nefesin tatlıydı, gözlerin gökyüzünde iki mücevher, sırtın dümdüzdü ve saçların yumuşacık yayılırdı yastığa. Herşeyim sen oldun, unuttum dünyayı. Seninle biraz daha birlikte olabilmek, bir fincan daha kahve içebilmek için hayatı ertelemeye başladım. Sorumlulukları bir kenara bıraktım ama karşılığında bir dünya buldum. Arkadaşlarınla tanıştırdın beni, yüzlerce, binlercesi. Ve onların sevgilileriyle de ben girdim içiçe. Aldık dünyayı boş bir tuval gibi kendi rengimize boyadık, yeni bir tane yaptık.
İlk kavgamız o kadar sert geçti ki, yapıştığım yerden kalkamadım. Haftalarca yattım yatakta, hiç şakan yoktur senin hiç. Tam Dylan’ın dediği gibisin, tam bir kadınsın, tam bir kadın gibi seviyorsun, tam bir kadın gibi sevişiyorsun ve tam bir kadın gibi çarpıyorsun adamı. Uzun sürdü barışmamız, ama sonunda kavuştum sana, biraz daha olgunlaştı ilişkimiz.
Biliyorum suç bende, şimdi bu hale geldik, görüşmeyeli sayamayacağım kadar oldu. Şu anda da yoksun yanımda, ihmalimin suçluluğu içinde dönmeni bekliyorum. O kadar çok özlüyorum ki seni, baharla ve güneşle birlikte bana dönmezsen ne yaparım bilmiyorum. Bana kızgın olduğunu biliyorum ama aşkımı hisset güzelim, aşkımı hissettirmeliyim sana. Bil ki rüzgar yüzüne esiyorsa ve bütün dünya karşındaysa, ben sana tatlı bir meltem olurum, yeter ki aşkımı hisset. Akşamın gölgeleri ve yıldızlar belirdiğinde, gözyaşlarını silecek kimsen yoksa, sana yıllarca ayrılmayacak kadar sıkı sarılabilirim, aşkımı hisset diye. Kararını veremediğini biliyorum ama bil ki sana asla arkamı dönmem. Tanıştığımız andan beri biliyorum yerinin kalbim olduğunu. Aşkımı hissetmen için yapmayacağım hiçbir şey yok, aç kalırım, düşerim, kalkarım, sokaklarda sürünürüm, aşkımı hissetmen için yapmayacağım hiçbir şey yok.
“Çeviri kadın gibidir, güzeli sadık, sadığı güzel olmaz” – Can Yücel
Murat Z. Özbilgi
Motoron Dergisi Aralık 2007