Aşk olduktan sonra

Aşk olduktan sonra

Bu hikayenin tamamında tutku var, güvenlik var, bilgi var, deneyimlerin akılda kalması var, gözlem var, hepsinin ötesinde aşk var.

08 Mayıs 2015 Mektup:Yiğit Açıkbaş


 

Kayahan'ı saygı ile anıyorum öncelikle.
Kayahan vasiyetinde, “Beni deniz gören bir yerde toprağa verin” diye yazmış.
O kadar seviyordu ki denizi, tekneciliği, denizde yaşamı…
Motor severler ne yazar vasiyetinde? TEM'e bakan ya da Çeşme yolu üzerinde, olursa Körfez pistine yakın bir yerde mi yazsak vasiyete? Ondan sonra yatsak sonsuzluğa?

 

Sonuçta tutku, yaşam biçimidir.
Elinizde tuttuğunuz dergiyi almak, okumak, biriktirmek, bu tutkunun bir parçası.
Bu sene fuara yaklaşık 150.000 tutkulu kişi geldi. Her gün bir Şeref Stadı’nı dolduracak kadar kişi, gününün en az 6 saatini fuara ayırdı. Önce gördü, dokundu, aldı, değiştirdi, sevindi. Duygusala bağlayıp nıyetine girdi, rüyasına yattı.

 

“Mutlaka alacağım!”

 

100cc’den 1300cc’ye kadar her meraklının içinden geçen tek cümle budur.
Tutkunun ele geçirdiği bizler; önce eldiven, sonra kask, mont derken iki tekere giden yolda çocuksu duygularla yürürüz.
Sonu olmayan bir yolda bizi hep ayakta tutan, belki iddialı olacak ama, ayrıcalık sağlayan, tutkulu hatta doktorluk bir kitleyiz.
Size kendi hastalığımın tarihçesini anlatmak isterim.

 

Yaşım 6 iken üç tekerlekli bisikletim oldu.
Yaşım 13, 14, 15, 16; bana her sene “Sınıfını geçersen bisiklet alacağım.” diyen ebeveynlerim, her defasında bahane bulup korktuklarını söylemeden yıllarımı geçirip bir bisiklet almadılar.
Yaşım 18 -19; kiralık bisikletleri yıllardır kullanmaktan bıktım ve bu isteğimi dondurdum.
Yaşım 20-33; babamın ben çok küçükken motoru olduğunu öğrendim ve birden hersey canlanmaya başladı.
Yas 34; ilk motorumu aldım!

 

Nasıl motor alınır anlatayım.
Ofisimde çalışırken masama Okan geldi, kaskını dosyalarım üzerine koydu. “Hadi çıkıyoruz.” dedi.
Bana da diğer kaskını verdi ve kravatımı bırakıp artçı olarak motora bindim. Bebek’ten Beşiktaş'a oradan tekrar Bebek’e. Sadece bağırdığımı hatırlıyorum. Ofise döndüğümde inmedim. “Motor almaya gidelim”dedim.
Bilen bilir Bülent Abi’yi Kuruçeşme Yamaha'da, Balkanlar'ın en iyi motor satıcısıdır.
DragStar 600cc, simsiyah ve bol kromaj ,esmer bir kadın kadar güzel.
Ama ben motor kullanmayı bilmiyorum!
Olsun, aldım ya, ona da sıra gelir.
Gelmedi!
Inanılacak gibi değil ama bir yıl sadece ofisin önünde ona baktım, yıkadım, baktım.
Her seferinde çalıştırıyorum, “Yola çık.” diyorum, beynimde şöyle bir algı var; senkronize sorunu!
Sağ parmaklarım ön fren, sağ ayağım arka fren, sol elim tamamen debriyaj, sol ayağımla aynı anda çalışacak, olası bir anda her şey aynı anda çalışacak.
Olmadı. Bir sene bunu aşamadım.
Ve klasik gelişme; arkadaşım motoru servise girdiğinden benim motorumu istedi, verdim , tam 8.000 km sonra geri getirdi.
Çok koydu, motor kullanmak bu kadar zor mu? Einsteın mı olmak gerekiyor ?
Baştan alayım dedim ve Bülent Abi'miz bana sattığı motoru alıp bana tekrar T-Max scotter sattı.
Kolaydan başladık kısacası.
İlk motor kullanacağım diye sabah 7’de, trafiğin olmadığı bir saatte (sanki Roma yolcusuyum!) tam teşekküllü donanım ile motor üstündeyim.
Kuruçeşme - Bebek arası 20 dakika.
Bir saat mola.
Bebek - Kuruçeşme arası 15 dakika.
İndiğimde kollarım ve bacaklarım tutmuyordu.
Başarmıştım ama.
Sonra ilk köprüden geçişimi kutlamam, Polonezköy’deki kahvaltım ve nihayet motor camiasında ilk sohbetlerim... Havalara uçuyorum! Tam 25.000 km yaptım gri renkli oyuncağımla…

 

Başarmıştım.

 

Kaskla cafelere girmem, mont merakım, sayısız eldiven almam, aksesuar mağazalarında geçen hafta sonlarım, fuarlara motorla gitmelerim, hafta sonları araba kullanmamanın dayanılmaz hafifliği, hatta artçı olarak arkadaşlarımla yaptığım kaçamaklar, İstanbul'u yeniden tanımamdaki heyecan, gün içinde bir gün daha bana kalan zaman, istediğim yerde alışveriş yapmanın zevki, vizörden oksijen fazlası, motordan her indiğimde hayatı daha çok sevmem, her bindiğim de adrenalin yüklemesi yapmak ve en önemlisi hayatta herşeyi daha çok sevmek.

 

Bir gün Motor Show'a gidildi nihayet.
Bir motor gördüm!
Bir kadını görürsünüz bir anda ve yine bir anda aşık olursunuz ya.
BMW K 1200S.
Her gün gittim, baktım, baktım, baktım.
Son gün imzayı attım, ama hala vitesli motor kullanmıyordum.
Birkaç gün sonra “Hazır motorunuz, alın.” dediklerinde nasıl alacağımı bilmiyordum.
Bir arkadaşımla aldık ve eve getirdik. Tahmin edin ne oldu? Aylarca evin önünde kaldı motorum, bitanem, her şeyim.
Tarih tekerrür ediyor derken yine başka bir arkadaşım yine servise vermiş motorunu ve ben yine 0 motorumu verdim. Aklınızdan geçeni duyuyorum şu an.
Öyle değil işte.
Birkaç gün sonra ben scotter motorumu Bebek Parkı’na bıraktığım yerde, benım sevdalandığım kendi motorum da gördüm.

 

Tabii ki arkadaşım kız arkadaşını almış, gelmiş 165 beygirle. “Anahtarları değiştiriyoruz bugün.” dedim ve ben ilk defa kendi motoruma bindim.
Uzun zaman birkaç kilometre birinci viteste motor nasıl kullanılır, o da ayrı hikaye ama sonuçta kullandım. Sonra ikinci vites, sonra üçüncü darken, sırada Bebek Yokuşu var!
İnanın orası, bir motorcunun asıl ehliyet aldığı yer!

 

Eşime Bebek Yokuşu’nu çıktığımı söylediğimde bana “Bolu'ya gidelim” dedi . Benden önce hazırdı ve tam teçhizatla yola çıktık, artçılık da böyle bir şey işte.
Sonrası İznik, Çeşme, Antalya, Ankara, Yunanistan.
Sayısız Şile ve Ağva seyehatleri!
Şu an benim aşık olduğum canım motorumla 55.000 km’ye geldim, çok şükür kazasız belasız.
Neler yaşadım bunca yıl, bunca seyahat, anlatılmaz yaşanır.
Neler gördüm, kimlerle tanıştım, kimlerle kavga ettim diye düşünüyorum da hepsi başlı başına bir yazı olur.

 

Bu hikayenin tamamında tutku var, güvenlik var, bilgi var, deneyimlerin akılda kalması var, gözlem var, hepsinin ötesinde aşk var.

 

Başka türlü hayat da, motor da çekilmez ki…