Bir Masal Diyarı Sapanca Gölü

Bir Masal Diyarı Sapanca Gölü

Gölün etrafında öyle çok gezme ve keyif alternatifler var ki, gezmeyle de bitiremediğim gibi anlatarak bile bitiremeyeceğim.

10 Mayıs 2016 Yazı ve Fotoğraflar:Pervin Ozulu

Sapanca denince ilk akla gelen muhteşem güzelliği ile büyüleyen ve sakinliği ile huzur veren Sapanca Gölü olur. Gölün çevresinde yer alan piknik yerleri, sevimli restoran ve kafelerde brunch/ kahvaltı ile güne başlayabilir veya akşam yemeği yiyebilirsiniz. Huzur depolamış eve döneceğiniz kesin! Bu kocaman gölün etrafını dura dura gezmeyi de öneririm. İstanbul’dan yola çıkıp günübirlik böyle bir gezi yaptım, İstanbul’dan sabah saat 10:00 sularında yola çıkarak geze geze göl çevresini dolaştım, yaklaşık 400 km yolu arkamda bırakıp evime döndüm. Sadece bir yere gidip tüm vakti orada geçirmek de keyiflidir, çadırda kalmak isteyenlere kamp alanları bile var.





Sakarya’ya bağlı ilçelerden biri olan Sapanca, İstanbul’dan yaklaşık 1,5 saatlik bir sürüş ile kolaylıkla E 80 Anadolu Otoyolu üzerinden keyifle süzülerek ulaşılabilen bir yer. Sapanca – Arifiye çıkışından çıkınca artık göl sahiline mi gitmek istersiniz, Kartepe’ye mi, Maşukiye’ye mi yoksa orman veya yaylalara mı, seçim sizin. Otoyolda Sapanca çıkışından çıkmadan devam ederseniz bu yol sizi Bolu üzerinden Ankara’ya kadar götürür. Pek çok doğa güzelliğini bünyesinde barındıran Sapanca, her mevsim farklı güzellikleri sergiler ve gezginleri farklı keşif yolculuklarıyla mutlu eder. Değişik aktivite imkanları ile Sapanca, tatilcilerin vazgeçilmez adreslerden biridir. Neler yok ki; binicilik, trekking, off road, yelken, su sporları, kano ve kış aylarında Kartepe’de kayak var. Microlight diye yeni bir uçuş sporu bile var, var da var. Ayrıca göl çevresinde yürüyüş yapabilir, t ekne ile gezintiye çıkabilir, kürek çekebilir veya deniz bisikleti kiralayıp gölün üzerinden manzarayı keşfedebilirsiniz. Hepsi ne kadar da güzelse de iki teker sevdalılarını en çok kampçılık cezbediyor.Oradaki kamp imkanlarına gelmeden önce sahile sıfır olan tesislerden bahsetmek istiyorum. Eğer direkt göl kenarındaki kafelere gitmek isterseniz otoyoldan Sapanca çıkışından çıktığınızda soldan devam etmeniz gerek, Kırkpınar, Kartepe istikametine.



Mahmudiye Köyü’nden geçer, sadece Kırkpınar istikametinden devam edin, bu yol sizi sahile götürecek. Kırkpınar levhasını takip ederek göl kenarına varabilirsiniz. Mahmudiye Köyü’nü geçtikten sonraki ışıklardan sağ sapıp ve yolu dümdüz devam edince, eski ve kısa bir alt geçitten geçtikten sonra hemen göl sahilindeki tesislere ve göle varılıyor. Bahçe Cafe Restaurant ve Kıyı Cafe gibi birbirinden güzel, göle sıfır konumunda olan doğal atmosferi eşliğinde kahvaltılık çay bahçeleri ve tesisler bulunuyor. Göl bisiklet kiralama yeri de var. En sonundaki Göl Evi çok geniş bir alanda kurulu, harika bir göl manzarası var, özel ve büyük grupları ağırlayacak kapasiteye sahip. Doğanın tam göbeğinde olmak isteyenlere ve orada kamp kurmak isteyenlere yaylaları tavsiye ederim. Mesela Çiğdem Yaylası, Hendek ilçesi sınırlarında yer alır ve Türkiye’nin en güzel 10 yaylasından biri olarak seçilmiştir. Her yıl Temmuz ayında düzenlenen şenlikler ile keyifli vakitler geçirilir. Diğer kamp için müsait yayla Soğucak Yaylası’dır. 1.100 metre yüksekliğinde olan yaylanın her yeri kamp için uygundur, oraya 35 dakikalık bir yolculukla ulaşmak mümkün. Ayrıca göl manzaralı ve koruma altında olan İl Orman Tabiat Parkı Mesire Yeri ve Kamp Alanı var. İçinde piknik masaları mevcut, atış alanı ve paintball da bulunuyor. Kuş bakışı göl manzarası ile muhteşem bir doğa köşesidir.


Bir Masal Diyarı Sapanca Gölü



Ormana giriş ücretlidir, motosiklete 7 lira. Adapazarı ve Sapanca arasında bulunuyor. Bu ormana gitmek için Anadolu otoyolunun Sapanca çıkışından çıktığınızda az önceki yol tarifindeki gibi soldan Kırkpınar istikametinden değil bu sefer sağdan devam etmelisiniz. İzmit Caddesi’nden Sapanca istikameti takip edince Soğucak Yaylası için de yol tarif levhası karşınıza çıkar. Oraya sapmadan devam edince gölün paralelinden devam eden yoldan gitmiş olursunuz ve bu yol İl Orman Tabiat Parkı’nın girişin önünden geçer, girişi sağ tarafta kalır. Aynı yoldan daha da devam edince sol tarafta gölün sahilinde Gölbaşı Piknik Alanı’nı görürsünüz. Güzel bir konumu var ama ne yazık ki büyük olduğu halde çok kalabalık oluyor. Büyük bir otoparkı olmasına rağmen tıklım tıklım doluyor. Gölün etrafından sürüşe devam edince gölün karşı tarafına geçmiş oluyorsunuz, Eşme sahiline uğramayı sakın ihmal etmeyin. Gün batımını oradan izlemeye bayılırım. Gölün sazlıklarla beraberliğinde güneşin batışı hem fotoğrafçılara konu hem gözlere şenlik oluyor. Eğer doğrudan Eşme’ye gelmek isterseniz tüm gölün etrafını dolanmadan Adapazarı – İzmit Yolu üzerinden direkt de gidebilirsiniz. Oradaki tesislerin biri hazır közü ile mangal veriyor, etrafa yayılan dumanından hemen o yer kendini belli ediyor zaten. Et de veriyor, eti tazedir, biraz bekliyorsunuz ama değiyor Salaş bir yer, fiyatları da uygun. Salaş ortamlar bence en güzeli, doğa yaşamın içinde fazla konfor beklememeli insan. Ayrıca Eşme den sonra Kazakburun mevkiinde Uzuntarla mahallesinde bulunan göl manzaralı Seka ormanı ve kamp alanı mevcut. Piknik, mangal yapmak ve kampçılık ile harika saatler geçirmek için güzel bir yer.


Bir Masal Diyarı Sapanca Gölü




Mekanda piknik masaları, su, tuvalet mevcut, ama alışveriş alanlarına mesafe uzak. Piknik alanı çok geniş olduğu halde özellikle pazar günleri oturacak yer bulamayacak kadar kalabalık olabiliyor. Bu Sapanca gezim aslında öyle karmaşık ve sıkıntılı günlerime denk geldi ki, bu gezi bana hem ilaç oldu hem keyfimin yerine gelmesini sağladı. Şubat ayı idi, iş çıkışı eve geldiğimde bir kabusun başlangıcı ile karşılaşmıştım. Çünkü motorum iyi durumda olduğundan onun dışında ne kadar kötü olabilir ki, değil mi? Eve geldiğimde elektrik yoktu, ama sadece benim dairemde yoktu. Borcum olmadığını biliyordum, evin içindeki sigortaları kontrol ettim, ana şalteri açıp kapattım, hepsi normaldi, tekrar tekrar kontrol ettim. Evin içinde döndüm durdum, duruma anlam veremedim. Müşteri ilişkilerini aradım ve sözleşmemin iptal edildiğini, daha doğrusu feshedildiğini öğrendim. 10 yıldır oturduğum dairemin elektrik sözleşmesinin haberim olmaksızın feshedildiğini öğrenince şok olmanın verdiği etkiyle zifiri karanlık evin içinde daha da dönüp durmaya başladım. Elektrik sayacım benim adıma kayıtlı olarak görünmüyordu artık. Bunun mantıklı hiçbir açıklaması yoktu, çaresi bizzat hizmet binasına gitmek ve bu hatanın düzeltilmesi için uğraşmak olacaktı. Bu benim için zaman, iş ve sinir kaybı demekti. O karanlık ilk akşamımda şarjlı el fenerimin şarjının bitesine denk gelmişti. Mum aldım elime ve onu yakmak için çakmağı elime aldığımda az önce hazırladığım o mumu kaybetmiştim, kafam karman çormandı.


Bir Masal Diyarı Sapanca Gölü




Pilli başka bir led lambam daha vardı, çok şükür o çalışıyordu, ayrıca şarjı bitmek üzere olan piknik lambam da az ve loş yandı. Şarjlılar kenarda bekledikçe kendiliğinden tükeniyor demek ki, lazım olunca açıkta kalabiliyormuş insan. Sonrasında sıra sıra mumlarımı yakıp evi falcı bacı gibi mistik bir ortam şeklinde aydınlatabildim. Tuhaf bir sessizlik vardı ve kombi de çalışmadığından ev iyice serinledi. Ertesi gün hatalı işlemi düzeltmek için tüm günümü hizmet binasında geçirdim, dilekçeler yazıldı. Tapuyu istediler, eve döndüm ve tapu ile tekrar gittim, sonunda tüm gerekli evrak işleri yapıldı. Teferruata bak, ama her şey yapıldığı halde sonraki günlerde maalesef elektriğimi bağlayamadılar. Çıldırmaya az kaldı derken komşu desteği geldi, uzatma kablo ile elektrik ulaştırdı bana. Meşhur atasözünü yaşar oldum “Ev alma komşu al” derler. Cebimi şarj edebildim ve buzdolabını çalıştırdım, ama evin içi gün geçtikçe daha da soğudu. Sonra kombiye bir şekilde elektrik bağlatırdım, çaresizliğin içinde masumca çare bulma çabasıydı bu sadece. Nihayet ısınacağım diye sevindim, petekler ılınmaya başladı ama keşke erkenden sevinmeseydim, ısınamadım çünkü pat diye kombi bozuldu. 1,5 saat yapabileceğim tüm işlemleri tekrar tekrar yaptım, hiç biri işe yaramadı. Herhalde ısıtma sensörü bozulmuştu, hata verip durdu. Cumartesi akşamıydı ve servisi çağırmak için çok geçti.


Bir Masal Diyarı Sapanca Gölü




Kombinin yarattığı hayal kırıklığından dolayı günüm hüsranla bitti desem yalan olur. Çünkü gündüz Kartal Sanayi’nde yıllardan beri gittiğim ve çok memnun kaldığım Altan Motor’daydım ve motorum için arkadaşımın bana hediye ettiği ilave güçlü aydınlatma ledleri taktırmaya gitmiştim. Hiçbir motoruma led ve veya sis farı takmayı denk getirememiştim nedense, kısmet bugüneymiş. O yüzden çok mutluydum, ayrıca farlar hediye olduğundan bir hatıra olarak motorumda olacağı için ayrıca sevinç duydum. Sanırım ledlerin verdiği coşku ve daha güzel sürüşlerin heyecanı ile bozulan kombiye pek sinirlenemedim. “Olur böyle şeyler” dedim, bir dert tek başına gelmez ya, komple takım halinde geldi diyerek tatlı acı tebessümlerle günü bitirdim. Ancak sonunda soğuklar yüzünden boğazım şişti ve ağrıyordu hafif hafif, sesim kısılmaya başladı, yani kısacası hasta olmaya başlamıştım. O kadar soğukta ve buz gibi havalarda motor sürdük, hasta olmadık, 3 gün elektrik olmayınca hasta olduk, bu nasıl bir adaletsizliktir böyle, bu nasıl bir dengesizlik! Demek motorsuz hasta oluyorum. İş yerinde dolaba çarparım ve elim alçıya alınır. Kendi evimde durup dururken belimi incitirim ve yürüyemez hale gelirim. Yürürken ayağımı burkarım. Şimdi de evin içinde soğuktan ağır nezle vakasına dönüşüyordum. Komedi mi dram mı bilemiyorum, her şey sıra dışı olmalı sanki. Ertesi gün Pazar; gezme günümdü, o yüzden hiçbir şeyi dert etmedim. Bütün sıkıntılarımı unutturacak sevgili kara şimşekle, deli yüreğimle pazar günü vakitlice yollara çıktım.


Bir Masal Diyarı Sapanca Gölü




Yeni sis farlarımla ilk geziye çıkmak bana heyecan ve merak duygusu verdi. Bakalım sürüş farkı nasıl olacak. Göl manzarası ve sazlıklara doğru sürüşüm başlayınca anında bütün dertlerim arkamda kalıverdi, boğazımın ağrısı bile yok oldu, yüzümde tebessüm ile keyifim belirginleşti. Elektrik mi yok? Kimin kombisi bozuk? Boğazım mı ağrıyordu? Hayret, motor sürerken hiçbir şeyden haberim yoktu sanki. İstikametim Sapanca Gölü idi, komple çevresini gezmeye yola çıkmıştım. İstanbul – Şile yolundan giderek Kurtköy’e doğru Ömerli baraj yoluna saptım, Kurtköy sapağından paralı Ankara otoyoluna bağlanmadan Formula yolu istikametine devam edip Gebze’ye doğru gittim. Dışarıdaki hava evimden çok daha sıcaktı, içim ısınmıştı, iyi ki yola çıkmıştım, güneş sırtımı ve beni komple ısıttı. Üşüme geçti ve kendimi çok daha iyi hissettim. Formula yolu tenhadır ve çok sokak köpeği vardır. Özellikle onlara yemek vermek için mama aldım yanıma ve aslında onları beslemek için o yoldan gittim. O güzergahta sürüşü de severim, keyifli bir yol bence, yerleşim yok ve şehir dışı atmosferi var. Sonra sanayi bölgelerinden Şekerpınar üzerinden paralı otoyola bağlandım. O paralı yolda bir BP vardır, yıllardır orada mola veririm, tuvalet veya çay için, bazen benzin de alırım. Ama tadilat nedeniyle kapandığını görünce şaşırdım.


Bir Masal Diyarı Sapanca Gölü




Güvendiğiniz bir benzin istasyonun kapalı olduğunu görmek aslında hiç de hoş değil. Belki benzin almak ve ihtiyaç gidermek için kendimizi ona göre ayarlıyoruzdur. Acil durumlarda benzinlik veya ihtiyaçları gidermek için otoyolundan çıkıp normal yerleşim yerlerine karışırım, daha çabuk hallolur her şey. Navigasyon sistemleri ile de en yakın benzinlik bilgilerini de öğrenebiliyoruz artık. Modern çağın ve teknolojinin kolaylıkları saymakla bitmez, fazla teknolojinin ne kadar zararı da olsa iyi tarafları da elbette çok var ve kesinlikle inkar edilemez. Huyum kurusun, ben yine de her konuda olduğu gibi doğal ve ilkel yöntemlerden yanayım. Benzinlikten konu açılmışken, geçenlerde Derince merkezin içinde bir benzin istasyonuna girmiştim, yalnız değildim, arkamda artçı bir kız arkadaşım vardı. Pompanın önünde durdum ve kız arkadaşım indi, genç çalışan arkadaş da “doğal” olarak “abi ne kadar doldurayım?” sorusunu sormasıyla yüzümü gördüğü an dondu kaldı. O anki duruş şekli ne ise öylece kala kaldı, ona dondurucu bir sihir yapılmış gibi. Duvar saatindeki pili çıkarınca yelkovan ve akrep öylece kalakalır ya, tek bir titreşim olmadan, o an zamanın akışı durmuş gibi, tik tak sesi yok, hareketi ve yaşam belirtileri yok olur saatin. O pompacı arkadaş da tıpkı pili çıkartılmış saat gibi kalakaldı. Ona zaman tanıdım ve sonra hiç bir şey olmamış gibi “Full olsun lütfen” dedim. Çok utandığı ve ne diyeceğini şaşırmış halde olduğu çok belliydi, ne dediğimi bile zor anladı ve ancak komadan çıktı. Bunlar olağan şeyler, anlayışlıyımdır tabii ki, mevzu bile değil, insanlık hali.




Bu ilk değil, ama son da olmayacak. Sapanca Gölü’ne gittiğim gün hava açısından çok şanslıydım. Şubat ayı olduğu halde mis gibi güneş vardı, hava fotoğraf çekmek için çok müsaitti, berrak ve renkliydi. Önceden biliyormuşum gibi bütün fotoğrafçılık ekipmanı yanıma almıştım. Masmavi bir gökyüzü eşliğinde sürüşümü yaptım. Elektrik ve kombi şanssızlıklarım rutin hayatımı olumsuz süslerken gezimi en ufak bir şekilde bile etkilemedi, hatta tamamen unuttum. Mahmudiye Köyü’nde sakin bir yerde çay molası için durduğumda bir bankta yaşlı bir amca oturuyordu, sol elinde bir baston, kafasında eski bir kep kendi halinde öylece oturuyordu. Sevimli bir köy hali işte, merhabalaştık “Amca nasılsın” dedim ve anlatmaya başladı. O anlattıkça dinledim, ama anlattıklarını anlayamadım. Aksanı nedeniyle gerçekten ne dediğini anlayamıyordum. Amcanın gönlünü hoş tutmak için anlıyormuş gibi “evet” deyip arada bir başımı salladım. Ne dediğini anlamak için bir kere sordum, ama amca beni duymuyordu zaten, o yüzden de “evet” demeye devam ettim, amcanın konuşmaya ihtiyacı vardı ben de onu dinledim. Sonra hastalıktan bahsettiğini tahmin ettiğimde “Geçmiş olsun” dedim. Anlamadan dinlemek de bir paylaşım olmuştu. Evet, çok da güzel oldu. Sonra Kırkpınar’a sahile geçtim ve Sapanca Gölü’nün etrafını dura dura gezmeye başladım. Kırkpınar sahilinde göle sıfır mesafede büyük tahta masaların olduğu yerde durmak istedim, boş bir masanın yanına motoru çektim. Hemen çayım da geldi ve gölü seyretmeye başladım. Minik bir iskele vardı ve ufak bir tekne.


Bir Masal Diyarı Sapanca Gölü




Fotoğraf çekmeye başladım. Durduğum yer hem sahil hem aynı anda yol kenarı olduğu için tesadüfen motorumu gören tanıdık bir arkadaşım geldi yanıma… Çay sohbet derken artçısı ile bir motor daha geldi. 3 motor olduk birden bire. O tesiste motorlarımız yüzünden sitemli sözler söylendi, ben duymamıştım ama zaten gitmek üzereydik, dağılmıştık sonra. Göl Evi tesisine geldiğimde az önceki sitem eden yerin tam tersine öylesine güzel bir buyur ile karşılandım ki, varışım keyifli başlamış oldu. Sonra yoluma İl Orman Tabiat Parkı’na doğru devam ettim ve orayı da gezdim. İlerledikçe orman kokusu yoğunlaştı ve ağaçlarda açan çiçekler ve yeni yeşeren bitkiler yüreğimi şenlendirdi. Çok kalabalık değildi, bakımlıydı ve doğal hali hoşuma gitti. Yol kenarında bir çeşmede durdum, derin derin nefes aldım. Güzel topraklarımıza, vatanımıza kurban olurum, bu kadar kısa bir süre içinde ne kadar çok güzellik gördüm. Ülkemiz adeta komple bir tabiat parkı gibi. Ne kadar çok gezmiş de olsam yetmiyor, ülkemi toprağımı çok seviyorum. Sonra göl kenarından götüren yoldan devam ettim ve Eşme sahiline uğradım. Motoru sazlıkların yanına göl kenarına ve onu görebileceğim şekilde masamın yanına çektim. Manzara onunla tamamlanıyor sadece, o benim deli yüreğim, onunla hayatım tamamlanıyor, hep yanımda olsun istiyorum. Mangal ve et kokuları geliyordu burnuma, gözleme de yapıyorlardı, yoksa dürüm de mi vardı? Birilerini dürüm var dürüm var derken duydum. Bolu gezisinden dönen birkaç arkadaşlarım da geldi bulunduğum yere, sürpriz oldu. Motorcu dediğin rotasına plansız ilave yollar ekleyebilmelidir. O gün çok keyifli bir finish oldu benim için. Huzurlu bir gün batımı, sohbet ve mangal keyfi ile gezimin akşam saatlerine gelmiştim.




Daha ne olsun, daha ne gerekli ki mutlu olmak için? Evimde ne sıcak suyum, ne elektriğim ne de kaloriferim vardı, ne de yakın zamanda çözüm umudu vardı, fakat her şeye rağmen hayatıma güzel bir gün daha ilave ettim. Sinirlensem de üzülsem de sonuç değişmeyecek, zaten günlerden Pazar, yapılabilecek hiçbir şey yok. Pazartesi olur çaresine bakmaya devam ederim. Güneş battıktan sonra havadaki serinlik akşam saatlerine el koydu. İstanbul’a evime doğru yola çıktığımda gecenin karanlığı basmıştı. Heyecanlıydım, çünkü yeni sis farlarımla ilk gece yolculuğuma çıkıyordum. Tek kelime ile dehşet fark var, gündüz bile farkı belliydi, ancak geceyi çok merak ediyordum. Sol şeritten giderken selektör yapmadan araçlar yol verdi, aynalardan dev bir traktör geliyor mu sanıyorlardı acaba? Kimse önüme kırmadı, makas yapmadı, yeni güçlü ışıklarım çok dikkat çekiyordu ve beni görmemiş gibi kimse davranmadı, davranamadı. Far önümü harika aydınlattı ve çok daha güvenli bir sürüş ile İstanbul’a döndüm. Motorun görünürlüğü ve far ışığı o kadar çok önemli ki, hele benim gibi sıkça gece sürüş yapanlara kesinlikle şart! Artık zaten çok kişi taktırıyor ve bazı motorların kendisinde bile mevcut. Bugüne kadar bana hiç kısmet olmamıştı. Bu geceki sürüşümden sonra scooter dahil her cins motora mutlaka sis farın takılması gerektiğini düşünüyorum. Arka kırmızı stop farı ilavesi de taktırdım, onun bile hemen faydasını gördüm.


Bir Masal Diyarı Sapanca Gölü




Kimse ihmal etmesin, gündüz olsun gece olsun, en faydalı aksesuarlardan biri far ilaveleri ve lütfen benim gibi ertelemeyin. Hep masraf yapmayayım diye düşündüm, zaten motoru satacağım deyip sonraki motoruma taktırırım diyerek hep erteledim. Ancak kesinlikle ertelenmemesi gerekliymiş. Ne zaman tekrar yeni bir motor alırsam ilk yapılacak iş sis farı, ön ve arkaya ilave stop taktırmak olacaktır. Yıllardan beri bu ilavelerim olmadan gezilerimi yaptığım için sanırım farkını o nedenle çok daha fazla gördüm. O gün hava çok güzeldi ve öyle harika fotoğraf kareleri yakaladım ki, fotoğraf makinemde hazineler varmışçasına kollarımın arasından ayırmak istemedim. Deli yüreğimle beraber her yeri gezmek dünyanın en güzel hediyesi benim için. Motor ile yollarda gezip fotoğraf çekmeyi çok seviyorum, bu bir anı ve bir sanat benim için. Güzel çekimleri yapabildiğim zaman eve çok daha mutlu dönüyorum, farklı bir sevinç benim için. Yaşanmışlığımdan bir parça saklamış gibi, hatıralar biriktirmek geziden hediyeler almak gibi. Sanki çilek tarlasından sepet sepet çilek toplamış hepsini eve getiriyor gibi, hep almak istediğin şeyleri alıp poşetler dolusu eve getiriyor olmak gibi mutluluk hissettim. Fotoğraf makinemdeki hazineler eve vardığımda tek tek inceler, ayıklama yaparım. Her zaman her gezimden bir kare en favorimdir. Bu gezimdeki en favori karem Eşme sahilinde akşam saatinde yakaladığım o harikulade gün batımı fotoğrafı oldu. Bu gezideki rotayı çok severim. Mevsim ılınmaya başlıyor, sürücüler yollarda çoğalmaya başladı. Kim bilir sizin yeni geziniz hangi rota olacak? Merak ediyorum, sizin en sevdiğiniz rota ne ?