Ekranda Jön, Yollarda Hız Müptelası

Ekranda Jön, Yollarda Hız Müptelası

Genç oyuncu Nihat Alptuğ Altınkaya da bir motosiklet tutkunu. Hem de en hızlısından! Asi İtalyan’ından inip de kaskını çıkarttığı an görünüyordu gözlerindeki hız tutkusu. Zaten hız sevmeyen bir motorcu da MV Agusta F4 kullanmazdı herhalde... Brutale niyetiyle gittiği mağazadan F4’le çıkmasının hikâyesini ve motosiklet tutkusunu bize anlattı. Biz de bu keyifli sohbeti sizlerle paylaşıyoruz...

15 Mayıs 2014 Röportaj:Esra Kuşcu, Fotoğraflar:DM

Ekranların yeni jönü Nihat Alptuğ Altınkaya’nın da motorcu olduğunu biliyor muydunuz? Yaprak Dökümü dizisindeki ağırbaşlı iş adamı rolüyle tanıdığımız genç oyuncu, yollarda bir hız müptelası. Motor sporlarına daha doğrusu sporun birçok dalına ilgi duyan Altınkaya, şu an bir MV Agusta F4 kullanıyor. F4’e gelene kadar hangi motosikletleri kullandı? Bu motor tutkusu ona nereden bulaştı? Tüm bu soruların yanıtını kendisinden dinleyelim.

 

Esra Kuşcu: Biz MV Agusta F4’ü “Seleli Füze” diye biliyoruz? Öyle mi gerçekten bir de sahibine soralım...

 

(Genç oyuncu keyifle gülerek karşılık veriyor)

Nihat Alptuğ Altınkaya: Evet, gerçekten de bir füze... Bundan önce hep Japon markalarını kullandım. Ama sanırım artık MV Agusta’dan başka bir şeye binmem! Sürerken inanılmaz mutluyum. Öyle ki ilk kez bir motosikletimi kapalı garajda tutuyorum. Otomobilimle gidiyorum. Otomobilimi garaja bırakıyorum. Motoru alıyorum. Geri geldiğimde üzerini brandasıyla kapatıyorum...

 

E.K.: Peki, F4’ü almaya nasıl karar verdin?

 

N.A.: Aslında bir Japon’dan vazgeçip de MV Agusta almaya karar vermeme sebep; bir Brutaledir. Sürekli gittiğim bir spor salonu var. Bir gün baktım orada bir Brutale! Görür görmez “Aman yarabbi... Bu nasıl bir şey!” dedim. İki yıldır da motora ara verdiğim için, kendimi uzak tutmaya çabalıyordum. Kaç gün kendimle savaştım yanına gidip bakmamak için. Bakmadım... bakmadım... Sonra dayanamadım ve inceledim. Gerçekten beni zehirlemeyi başardı.

 

Ekranda Jön, Yollarda Hız Müptelası

 

E.K.: Sonra?

 

N.A.: Sonra, bir gün Kızıltoprak’tan motorcuların oradan geçerken, Brutale bakmak için mağazadan içeri girdim. Brutale orada duruyordu. Ben hevesle ona bakarken, “Esas F4 geldi bir de ona bak istersen” dediler. Zaten ben daha F4’ü görür görmez Brutale’yi unuttum.

 

E.K.: İlk görüşte aşk gibi...

 

N.A.: Evet. Gerçekten de öyle. Sonra bir de deneme turu attım. İnanın motordan indiğimde dizlerim titriyordu. İnanılmaz bir motosiklet, inanılmaz bir konfor. İlk kez bir motorla bedenimin bu kadar uyum sağladığını gördüm, sele yüksekliği, oturuş pozisyonundayken gidona olan mesafe v.s. Biner inmez ona tam hâkim olduğumu hissettim. Motorla bir bütün olmuştum adeta. Bir de, ben daha önce hiç naked (çıplak) bir motor kullanmamıştım ve artık farklı bir motor arayışındaydım. Japon olmayacaktı bu kez. Ve anladım ki bu İtalyan tam bana göre. Görüntüsü de çizgisi de çok güzel. Bundaki çekicilik hiçbir motosiklette yok. Şimdi bakıyorum Japonlara... Bana eskisi kadar etkileyici gelmiyorlar.

 

 

Hiç İtalyan motorum olmamıştı. F4’ü görür görmez tarzına, o serseri yapısına ve çizgilerine hayran kaldım. Klasik bir İtalyan sevdam yoktur ama artık bundan sonrası için söz veremem…

 

 

E. K.: Peki, biraz eskiye gidelim. Motosikletle ilk tanışman nasıl oldu?

 

N.A.: İlkokulda başladı benim motosiklet sevdam. Arkadaşımın babasının bir motoru vardı. Onu kaçırırdık markasını hatırlamıyorum bile. Yani 9-10 yaşlarımda onu kullanıyordum. Resmen geceleri rüyalarıma giriyordu… 17 yaşıma bastığımda ehliyetimi alıp ilk motorumun sahibi oldum. Bir YZF Yamaha Thundercat. Birkaç sene onu kullandım. Ama ne kullanmak! Sonra bir kaza geçirdim. Tabii motorum satıldı. Sonra 1999’da bir Suzuki GSX R1100 aldım o zamanın güzel motorlarındandı. Daha sonra bir Honda 600 F aldım peşine 600 RR. Son birkaç senedir bu dizilerden dolayı filan ara vermiştim. Ben tabiri caizse biraz haşin kullanıyorum motoru. Limitleri sonuna kadar zorlamak gibi bir tutkum var bu yüzden kazalardan da uzak durmam gerekiyordu.

 

Ekranda Jön, Yollarda Hız Müptelası

 

E.K.: Ama çok da uzun bir ara olamamış sanırım...

 

N.A.: Evet! (gülüyoruz) Maalesef fazla ara veremedim. Ama ne yapayım? Brutale’yi görünce... Bir de peşine F4... Bu kaçınılmaz bir son oldu benim için.

 

E.K.: Kış geliyor artık. Yağmur, kar, soğuk demeden kullananlardan mısın? Yoksa artık garaja kaldırırım mı diyorsun?

 

N.A.: Havalar ne kadar soğuk olursa olsun motosiklete binerim. Fakat artık yağmur yağdığı zaman çıkmamayı tercih ediyorum. Çünkü daha önce de söylediğim gibi motoru asi kullanıyorum ve şu an kendimi riske atmamam gerekiyor. Hiçbir şekilde kayarak düşmek ya da vücudumu yaralamak istemiyorum. Biraz daha dikkatli ve özenli kullanmaya karar verdim. Daha az aksiyon!

 

E.K.: Yaralandığın bir kaza oldu mu?

 

N.A.: Oldu tabii. Menekşe ile Halil dizisine başladığında motosikletim vardı. Sultanahmet’e gitmiştim. Ön tekerleğim tramvay raylarına takıldı. Ben de kurtarayım derken kaydım ve motosikletle beraber gelen tramvayın altına doğru sürüklendim. Kötü olmuştu gerçekten. Bacağım kırılabilirdi. Sürüklenmeden dolayı kot pantolonum olduğu gibi yırtıldı, baya kötü yaralanmıştım. O zaman dedim ki biraz ara vereyim. Çünkü daha kötü bir sonuç, işlerimi aksatabilirdi.

 

E.K.: Demek ki bir hız merakı var. Peki, hız yalnızca motosiklet mi? Otomobille aran nasıl?

 

N.A.: Eveeeet, hız merakım var. Otomobili de seviyorum, motoru da. Aslında ben hızı denizde de seviyorum. Sporla ve aksiyonla iç içe olmayı seviyorum sanırım. Snowboard yapıyorum son zamanlarda Kateboard’a merak sardım ve bir de Wakeboard. Hız ve heyecan müptelasıyım galiba. Bir araca hâkim olmak hoşuma gidiyor. Mesela otomobilde sağ koltukta oturmam. Motorun arkasında da oturmam. Hatta mümkünse benim arkamda da kimse oturmasın... (gülüyoruz)

 

E.K.: Tekne merakı ve motosiklet arasında ilginç bir bağ var aslında. Teknesi olan çok kişinin motosikleti oluyor ya da tam tersi...

 

N.A.: Doğrudur. Çocukluğumdan beri denizle iç içeyim. Deniz benim için motosiklet gibi bir tutku, bir çeşit özgürlük. 5,5 metrelik bir teknem var o bana yetiyor şimdilik. Son zamanlarda çok da fazla zaman ayıramıyorum ona. Şu an karada duruyor. Bir de yakın arkadaşımın katamaranıyla yelken yapıyoruz o da ayrı bir keyif benim için. Mesela geçenlerde 285 beygirlik hafif bir tekne kullandım. 75- 80 mile kadar çıktık. Benim için harika bir deneyimdi. O rüzgâr ve hız hissi mükemmel bir şey. Kelimelerle ifade edemiyorum. Sanırım ben bu hissin müptelasıyım. Hız!

 

E.K.: Uzun yol yapıyor musun?

 

N.A.: Birkaç kere Marmaris’e, çok fazla da Ankara ve İzmir’e gittim. Karabüklü olduğum için Safranbolu taraflarına çok gittim. Ama en uzun yolum Marmaris oldu sanırım. Honda 600 F kullanırken bir İzmir seyahatim oldu. Mayıs gibi filandı. Hava çok güzeldi (tabii İstanbul’da...). İstanbul’dan çıktım. Bursa da yağmur başlamıştı. O yağmur beni takip etti resmen. Balıkesir’e kadar yağmurla geldim. Sonra kesildi Manisa’ya kadar tekrar yağmura yakalandım. Sabuncubeli’ne tırmanırken; abartmıyorum dizlerime kadar sular içindeydim. Virajlara nasıl giriyorum, nasıl çıkıyorum bir ben bir Allah bilir. Kaskın vizöründen bir şey göremiyorum. Nasıl ıslandım anlatamam. Kuru bir noktam kalmamıştı. Kamyonlar geçiyor yanımdan. Ben sular içinde. İnsanlar bana acıyarak bakıyorlardı. O kadar inat ettim ki durmadım hiç. Yani hem tehlikeli hem macera dolu bir yol olmuştu benim için. Bu yolu tamamlayarak kendi kendime bir sınav vermiş gibi oldum. Herhalde hayatım boyunca da unutmam.

 

Ekranda Jön, Yollarda Hız Müptelası

 

E.K.: Peki, Agusta’yla uzun yol yapma şansın oldu mu? Performansını görmek için…

 

N.A.: Buna daha kıyamıyorum galiba. Daha uzun yola çıkmadım. Ama performansını merak ettiğim için (red-line ışığını görmek istedim diyor gülerek) test ettim tabii ki. İzmit-Ankara yoluna çıktım. Çok zorlamadım ama 270’lerde filan gezindim... Ve oldukça keyifliydi.

 

E.K.: Grupça gezdiğin arkadaşların var mı?

 

N.A.: Motorcu arkadaşlarım var ama “haydi hep birlikte gezelim” dediğim bir grubum yok. Ben tek başıma yol yapmayı daha çok seviyorum.

 

E.K.: Moto GP’yi takip ediyor musun peki?

 

N.A.: Tabii ki. Moto GP’yi vakit buldukça izlerim ve ben de pek çok kişi gibi Rossi hayranıyım. Kenan Sofuoğlu’yla gurur duyuyorum bunu söylemeden edemeyeceğim. Ülkemizde böyle bir cevher varken bu kadar az destek görmesi çok üzücü. Adam viraj dönerken ön tekere kalkıyor finişe öyle giriyor. Bu yetenek değil de ne! Yurtdışında onu bizden çok daha iyi tanıyorlar. Benim tüylerim diken diken oluyor açıkçası onu izlerken.

 

E.K.: Bize zaman ayırdığın için çok teşekkürler. Bu hızlı İtalyan’la keyifli yollar yapmanı dilerim.

 

N.A.: Ben teşekkür ederim!