Evliya Çelebi Yolu

Evliya Çelebi Yolu

Evliya Çelebi, Türk insanı için en bilinen tarihi figürlerimizden biri ve bizim gibi gezgin olmaya çalışan insanların da bir nevi öncüsü.

18 Ağustos 2015 Yazı:Hasan Ahmet Eren, Fotoğraflar:Hasan Ahmet Eren, Erkin Yeşil, Onur Vuranok

O bir ‘backpacker’(eşyaları heybesinde taşıdığından ibaret), zamanı için bir ‘endurocu’ (at sırtında pek çok mesafe kat etmiş) ve nihayetinde bir ‘blogger’ (gezilerini kitaplaştırmış bir gezgin). 1611 Kütahya doğumlu, ancak sonraları o da memleketinde hayatını idame ettiremeyeceğini görmüş olmalı ki, günümüzde her beyaz yakalının İstanbul’a gelmesi gibi, Evliya Çelebi de İstanbul’un yolunu tutmuş.

Evliya Çelebi Yolu, 1671’de Evliya Çelebi’nin Mekke’ye hac ziyaretinde kullandıgı yolu takip eden bir rota. Aslında iki farklı rota var; biri at sırtında(evet şaka değil at sırtında), diğeri yürüyerek çıkarılmış. Rotanın çıkarılması ve işaretlenmesinde bölge valiliklerin ve kültür bakanlığının ciddi derecede katkısı olsa da, esas emek uzun yıllardır ülkemizde yaşayan Caroline Finkel’a ait. Kendisine ve ekibine bir dakikalık saygı duruşunda bulunduktan sonra, biraz da bizim izlediğimiz rotadan bahsedeyim.


Evliya Çelebi Yolu



Yalova’dan başlayıp Simav’da sonlanan 521 km uzunluğundaki ‘At Rotası’nı baz alarak, motosikletlerin geçemeyeceği yerlerde rotaya en yakın toprak – orman yolunu kullanarak GoogleEarth üzerinden yeni bir rota çizdim. Aynı şekilde Simav’dan sonra Bandırma’ya kadar köy ve dağ yollarını kullarak bir dönüş rotası oluşturdum. Simav-Bandırma arasını vakit yetersizliğinden dolayı GoogleEarth’ün navigate özelliğini kullanarak, rotayı bölünmüş yollardan kaçıp karayollarından geçecek şekilde oluşturdum.



Evliya Çelebi Yolu



Yalnız güzide ülkemizde ‘karayolu’ tabirinin her türlü yol için kullanıldığını unutmuşum, Simav’dan sonraki yollar rotanın en sıkıntılı geçişlerinin olduğu kısımlardı. 1 Honda CRF 250L (Onur Vuranok), 1 KTM 640ADV (ben) şeklinde iki motor yola çıktık. Rotayı takip ederken kullandığım motosikletim KTM 640 ADV asfalt yollarda dikiş makinesi – traktör melezi gibi bir titreşime ve konforsuzluğa sahip olsa da, hafiforta arazi koşullarında yüksek torku ve tepkili süspansiyonları sayesinde muhteşem bir seçim oldu. Rotanın büyük kısmı yoldışı olduğu için, eşyaları sadece bir sosis çantaya sığdırıp, motorun kuyruk tablasına sabitledim. Onur’un kullandığı Honda CRF250L ise, düşük ağırlığı ve yeterli sayılabilecek gücü ile başlangıç seviyesinde bir motorcu için sıkıntısız yol aldı. Üstelik ulaşılabilir fiyatı ile hafif offroad geziler için ilk tercih edilmesi gereken motorlardan olduğunu söyleyebiliriz. CRF250 ile ilgili yaşadığımız tek sıkıntı, 7, 7 litre depoya sahip olması idi (640’ın 28 litre efsanevi deposunun yanında çay bardağı gibi!).



Evliya Çelebi Yolu



Evliya Çelebi Yolu



Bu sorunu da, gördüğümüz her benzinciye dalarak aştık. İlk gün motorun ve motorcu cüzdanının dostu Eskihisar – Topçular feribotu ile körfezin karşısına geçip kuzey-doğu hattını kullanarak İznik’e doğru yol almaya başlıyoruz. Önce köy, sonra orman yollarından geçen rotada, en nihayetinde Mahmudiye Köyü yakınlarında ayva bahçeleri içinde buluyoruz kendimizi. ‘Göz hakkı’ klişesine sığınırak aşırdığımız ayvaları, yakalanma korkusu ile tapagaz ilerlerken yemeye çalışıyoruz motorun üzerinde… Tabii o vibrasyonda yediğim ayva mıydı eldiven miydi anlamak mümkün olamıyor. İznik’e yaklaşırken Elbeyli yakınlarında, ayva bahçelerinin arasında birden beliren ‘Dikilitaş’ hart-hurt gazlanan bir enduro parkurunda değil, bir kültür rotasında olduğumuz gerçeğini tokat gibi yüzümüze vuruyordu.



Evliya Çelebi Yolu



Evliya Çelebi Yolu



Bursa Valiliği’nin çevresini temizleyip, koruma altına aldığı obelisk üzerinde yazanları pek anlamasak da zamanının mühim bir şahsiyeti anısına dikildiği her açıdan belliydi. İlk günü İznik’te erken bitirip, sıcak duş sıcak yemek sıcak çay üçgenine ait fikirler beynimizi uyuşturmuş, daha iki saat öncesine kadar yapılan çadırda kalma planları unutulmuş halde bir otele yerleşiyoruz. İlk gece iyi dinlenmek lazım, nitekim ikinci gün yolu çok daha uzun İznik’ten güneybatıya doğru yol alıp, Uludağ zirvesini de içeren dağ silsilesine paralel Kütahya’ya yol almalıyız. Rotanın başlarından itibaren orman sıklaşıp “GoogleEarth’te görülen her yol, yol değildir.” atasözünü aklıma getiriyor. Veriyorum 640’a gazı, toprak ağlıyor.



Evliya Çelebi Yolu



Evliya Çelebi Yolu



Çok uzun bir günden sonra Kütahya’da son buluyor rota. Ancak Kütahya’da öğretmen evini sorduğum ilk kişinin Lübnanlı, 2. kişinin Afgan ve 3. kişinin nihayet Türkçe bilen bir Iraklı olması rotada gördüğüm manzalardan daha çok etkiliyor beni. Kütahya-Simav arasında arazinin ağırlaşması ve soğuk hava sebebi ile üçüncü günü plansız bir şekilde Uşak’ta noktalıyoruz. Yine öğretmenevi, yine sıcak duş ile vücudumdan süzülen iki kilo toz toprak. Dördüncü günün ilk durağı orjinal rotanın da son durağı olan Simav. Kısa bir çay kahve molası sonrası tekrar yola çıkıyoruz. Simav’dan sonra geniş düzlükler, pudra gibi toprak yollar, taşlı tırmanışlar, ormanlık patikalar ve yeni açılmış dağ yollarından geçerek, dilimiz dışarı düşmüş şekilde Susurluk yakınlarında bir dinlenme tesisine varıyoruz.



Evliya Çelebi Yolu



Evliya Çelebi Yolu



Ben, modern dünyamızın nimetlerini hunharca tüketen insanların şaşkın bakışlarına “Evet, Evliya Çelebi’nin aylar süren yolculuğunu 4 günde yaptım ve şimdi üstümün bütün pisliği ile Kebapçı İskender’de bir iskender yiyeceğim, beğenemedin mi cicim?” bakışı ile karşılık verirken bir bakıyorum Onur çoktan yemiş kebabını ikinci porsiyonu sipariş etmeye çalışıyor. Toplam 930 km’lik kan (bir yerlerde parmağımı kestim ama nerede), ter (termal içliklerdeki ter kokusu hala çıkmadı) ve gözyaşı (yok öyle birşey, hatırlamıyorum) içeren sürüşten sonra, motorun ve motorcu cüzdanının düşmanı Bandırma- Yenikapı feribotu ile İstanbul’a geri dönüyorum; 110TL feribot ücreti tam bir insafsızlık! Feribottan indikten sonra Onur’la gururlu ama mağrur bir şekilde vedalaştıktan sonra eve doğru yola koyuluyorum.



Evliya Çelebi Yolu



Evliya Çelebi Yolu



İstanbul beni Beşiktaş dolaylarında gaz bombaları ile karşılıyor, tamam gözyaşı da buradaymış demek! Geriye baktıgımda, geziyi en güzel özetleyen şey aklıma geliyor, Kütahya yakınlarında Yalnızsaray Köyü’nde kahvehane eşrafı ile aramda geçen konuşma şöyle:


- Amca: Bayram vakti deli misin dağın başında köylerde neden geziyorsun, biz bile gezmiyoruz buralarda?


- Ben: Böyle sebepsizce gezmeye gelmesek köyünüzü görüp sizin gibi güzel insanlarla tanışır mıydık hiç?


Kalbinin en derin noktasından yakaladığım amca, o dakikadan sonra beni çay ve gazoza boğuyor. Yalan da söylemiyorum, 15 haneli bir köyde çobanla yaptığımız muhabbet oldukça keyif veriyor, neden yolda olduğunu hatırlatıyor insana…􀀟

İLGİLİ HABERLER
Aleksandrapolis (Dedeağaç)İstanbul-Dedeağaç arası sadece 350 km olması sebebiyle, aslında hafta sonu için bile gidilebilecek uzaklıkta o....
Motosikletle Sırbistan'a Gitmek İçin 10 Harika SebepMotosiklet kullanmak için sahip olduğu keyifli yollarına, sıcakkanlı insanlarına ve yeşil doğasına hayran oldu....
Safranbolu Motosiklet FestivaliUNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Safranbolu, Mayıs ayında dopdolu bir motosiklet festivaline evsahipliğ....
Sakarya Poyrazlar Gölü Yoldan Çık KampıSon yıllarda beton işgaline uğrayan ülkemizde, artık herkes doğaya kavuşmak istiyor. Ama amacınız, sadece adı ....
ErmenistanBazı yerler vardır; çok yakınınızdadır ama hiçbir zaman gidilecekler listesinde ilk sırada olmazlar. Belki de ....
GürcistanGürcistan Dağları’nda motosiklet kullandıktan sonra, Alpler’in güzelliği bile sizi kesmeyecek!.