Kadın Gözüyle Yeni Motor

Kadın Gözüyle Yeni Motor

İstediğim gibi bir motor almak uğruna her şey…

25 Temmuz 2014 Yazı:Pervin Ozulu

Güneşli bir gün olduğu halde içimde bir burukluk, yüreğimde acı bir sızı vardı. Çünkü Karadeniz gezimde bana eşlik eden sevgili motorumu sattığım gündü. Yollarımızın ayrılma anına gelmiştik. Zamanımız dolmuştu ve sessizce iki göz yaşı ile vedalaştım. Fakat aynı gün yeni motor alma sevinci de hissettim. Sonra yine bir göz yaşı aktı. İnsan hem üzülür hem sevinir mi? Evet, oluyormuş. Bir de bunun üstüne motorsuz kalma korkusunu ekledik mi, nefis bir duygu karmaşasının tam ortasında buluruz kendimizi. En büyük korkularımdan biri motorsuz kalmaktır. Aynı gün yüksek modelli ve iyi markalardan birkaç seçenek inceledim. Pırıl pırıl hayal ediyordum, fakat büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Omuzlarım çöktü, hevesim gölgelendi. Yeni oldukları halde, bakımsız ve hor kullanımdan dolayı durumları hiç hoşuma gitmedi ve sezon başladığı için fiyatları çok yüksekti. Meğer benim 14 yıllık kızım ne kadar da temizmiş, tek nokta pas bile yoktu, daha da gururlandım. Çok bakımlı diye gösterilen motorların aslında kötü durumda olduklarını görünce hem üzüldüm hem şaşırdım ve ufaktan da panik olmaya başladım.

 

Kadın Gözüyle Yeni Motor

 

Aslında ufaktan da değil, ciddi ciddi panik oldum. Temiz motor bulamayacağım korkusu sardı beni. Sabırsızlık da vardı, iyice durum karışmaya başladı. “Motoru iyi olsun, gerisi önemli değil” diyorlardı ancak bu kadar basit değil. Onunla saatlerimi ve bütün özgürlüğümü paylaşacağım, binlerce km yol yapacağım. Onunla bütünleşebilmeliyim, o bakımlı olmalı, güçlü, sağlam, çekici, temiz ve güzel olmalı. Karşısında durduğum zaman, ona baktığımda hayran kalmalıyım. Öyle çekici olmalı ki her an her gün onu kullanma arzusu ile dolmalıyım. Onu özlemeliyim. Tabii ki mekanik açıdan motoru da sorunsuz olacak, ama bu benim için asla yeterli olamaz. Gece gündüz aklımdan çıkmayan soru ile yaşamaya başladım : ”Acaba istediğim gibi iyi durumda bir motor bulabilirmiyim?” Beklemeye de kesinlikle sabrım yoktu. Ertesi gün yine motor baktım. Hani bir kıyafet almaya gittiğimizde deneriz, aynaya bakıp bakıp inceler dururuz ya, olmuş mu olmamış mı diye. Biriyle birlikte gittiysek illaki onun fikrini de alırız “Bu renk yakıştımı”, yada “bu beni şişman gösterdi, sence nasıl oldu, ne düşünüyorsun? Yoksa diğer rengini mi alsam…” gibi devam eder. Motor bakarken benzer durumlar yaşadım, itiraf ediyorum. Bir kıyafet gibi giymedim tabii ki de, üstüne oturdum ve ayna olmadığı için mağazadaki satıcıya resmimi çekmesini istedim. Önce anlamadı beni, fotograf makinamı uzatınca anladı derdimi. O çekene kadar saçımı filan düzelttim. Kıyafet dener gibi deneme yapıyordum alt tarafı, hani olmuş mu olmamış mı diye. Resimlere baktım, aynaya bakar gibi. Yok, olmamıştı.“İşte bu” demem lazım. Aslında tarzımı belirlemek de zor oldu.

 

Naked severim, fakat bozuk ve toprak yollarda da gezmeyi sevdiğim için vazgeçilmez bir enduro ruhum var. Hem büyük bir motor kadar güçlü ve her hava koşullarına dayanıklı olmalı, ama şehir içi için de derli toplu ve kıvrak olmalı. Uzun gezilere de uygun olmalı, otoyollarda da hızlıca ve güvenli İstanbul’un dışına götürmeli. Seri sollamalar ile de keyif yaşatmalı.Tabii ki ekonomik de olmalı ve son olarak her haliyle yakışıklı olmalı.

 

Kadın Gözüyle Yeni Motor

 

Kadın başıma tek gezdiğim için de ayrıca çok güvenebileceğim bir motor olmalı. Bir de rengi kask ve montuma da uysun. Çok şey mi istiyorum acaba? İçimdeki sabırsızlık yüzünden zamanım daralıyor gibi hissetmeye başladım ve üçüncü motorsuz geçen günün ardından alarm durumundaydım artık. Her akşam geç saatlere kadar forumları, değerlendirmeleri okudum, ikinci el piyasasını inceleyip durdum. Yetmedi dostlarım seferber oldu. Maddi gücüm yettiği kadar sıfır motor bakmaya karar verdim. Çok hesaplı bir model buldum ancak tanıtım fiyatı olduğu için İstanbul’da kalmamıştı. Yeni gelen parti zamlı olacakmış. Şehir dışına açıldığım an buydu. Herşey artık öyle çabuk gelişmeye başladı ki. İzci gibi iz sürmeye başladım. Kastamonu bayisinde buldum “haftaya kırmızı bir tane gelecek, ayırabiliriz“ dedi. İçimde yangın varmış gibi tutuştum. Sıfır alabilme olasılığı çok heyecan vericiydi. Resimlerden gördüğüm kadarıyla biraz fazla çıplak buldum aslında ama olsun rüzgarlık takarım dedim. İtiraf etmeliyim aslında rüyamdaki motor ile bağdaştırmadığım halde sıfır olduğu için ve o nedenle ona güvenebileceğim için peşine düştüm.“İşte bu” demeden. Meğer girdiğim bu yol beni hayalime götürecekmiş, sadece henüz haberim yoktu. Arkadaşım Kastamonu Motosiklet Clup Başkanı Göksel’e de haber verdim. Bayiden çok iyi bahsetti, güvenilir dedi. Tesadüfmü bilmiyorum aynı gün başka bir motor daha gelmiş. 2013 model, sıfır gibi 1.500 km de, tertemizmiş, rodajı da tamammış, ilk 1000 km bakımı da yapılmış.

 

Bu durum aslında sıfırdan da daha iyi. Merak etmeye başladım. “Bana hemen resimleri gönderin” dedim. Bekleyiş başladı. Dakikalar geçmiyordu. Resimler gelmeye başladı. Tek tek açtım, baktım..tekrar baktım..yok olamaz dedim…bi daha baktım… “işte bu” demedim, diyemedim, objektif kalabilmek için, çünkü tepetakla oldum, o kadar çok beğendim ki, kitlenip kaldım. Yıllarca motor sürenlerin tepkilerinin normal olmaması gayet normaldir. Olaya duygusal bakmamak için tepkisiz kalmaya çalıştımsa da içim içime sığmıyordu. Akıl almaz bir sevinç hissettim, beynimin bir tarafından diğer tarafa flaş çakar gibi yıldızlar patladı. Bu anormal sevincime dur diyemedim ve evde odadan odaya zıplaya zıplaya “onu istiyorum”, “evet, onu istiyorum” diye diye koşup durdum. Sonra sakinleşip resimlere de bakmadan motor hakkında bilgi toplamaya başladım. Az önce deli gibi evde koşan ben değildim sanki. Teknik özelliklerine gelince istediğim güce sahip. 600 cc ve 4 silindir, ekonomik, derli toplu, güçlü, seri, dayanıklı ve rengi de sevdiğim gibi gecenin derin karanlığı kadar simsiyah. Forumlardan motoru inceledim, özellikle yurtdışında çok kullanılan, konforlu, ekonomik ve uzun gezileri başarıyla tamamlayan bir model olduğunu okuyunca iyice gözlerim dönmeye başladı. Artık arasıra gizli gizli resimlere bakmaya başlamıştım. Hani birine aşık olursun, hep görebilmek için resmini yanında taşırsın ya,onun gibi. Nefes almadan geçen bir sürecin içinde buldum kendimi. Önce motoru canlı görmeliydim, oraya gitmem gerekiyordu, ona dokunmam gerekiyor derken otobüs biletimi almıştım bile. Yolculuk kaç saat sürer, yol kaç km dir, iş çıkışı yorgunluk olurmu, sabahın erken saatlerinde oraya vardığımda nerede olurum nasıl yaparım hiç bir şey düşünmedim. Yolculuk için geri sayım başlamıştı.

 

Kadın Gözüyle Yeni Motor

 

Harem terminalinde kalkış saatinde otobüs yoktu. Bekledikçe dakikalar geçmez oldu. Otobüs geldi ama arızalandı. En garip olan ben hiç sinirlenmedim, öyle mutluydum ki otobüsdeydim ya, o bile güzeldi. En önde oturuyordum, yolu da şoförü de görüyordum. Otobüs hala çalışmıyordu ama sanki gittikçe Kastamonu ya yaklaşıyorum gibi hissettim, durduğumuz halde bu nasıl oluyorsa artık. Çalıştığında 1 km ötedeki benzin istasyonuna girdik. Evet, benzini doldur kaptan, artık gidiyoruz. Sevinçle koltuğuma dimdik yapıştım, nihayet yolculuk başladı ama ani bir güm sesiyle sarsılarak durduk. Inanılacak gibi değildi, benzin istasyonunda kaza yaptık. Hasar vardı. Tutanak tutulacak ama öncesinde kavga şarttı tabii ki, ateşli bir millet olduğumuz için bu kaçınılmazdı. Kavga ile beraber 1 saat kadar orada mahsur kaldık. Kaptan strese girmişti artık ve ona kızmak yerine onunla arkadaş oldum. Aksilikler beni yıldırmadı. Tam aksine, zorlukları aşarak hedefe ulaşmak onun kıymeti artırır. Kastamonu’ya yaklaşırken Araç bölgesindeki kıvrımlı ve dar yollarda birçok yol çalışmaları vardı. Çamurlu olduğundan kaygan ve tehlikeliydi. Sabah güneşi yeni görünmeye başladığında ciddi bir kaza atlattık. Önde oturduğum için her şeyi gördüm. Bütün olay zaten 1 saniyede oluverdi, müdahale edilecek bir an bile yoktu.

 

Süratimiz fazlaydı ve keskin bir viraj çıktı karşımıza. Şoför bu virajı nasıl kurtaracak diye aklımdan geçtiği an kaymaya başlamıştık bile ve hızlıca rampaya yaklaştık, otobüs savruldu, fakat kıl payı kurtardık. Çok şanslıydık. Bütün bu heyecanlardan sonra sabah Kastamonu’ya vardığımda arkadaşım KAMOK Club Başkanı Göksel beni karşıladı. Motor Bayisi henüz açmadığı için şehri gezelim dedik. Öyle hızlı bir gezmek olamaz. Koşuyoruz adeta ve nedeni de yoktu. Şehrin kalesi, saati, Türk evleri ve Osmanlı mimarisi hayranlık uyandırdı ve gezdikçe şaşırdım. Gezdikçe dersem yanlış olur tabii, koşarak demeliydim. Yıllarca motor üstünde rüzgarı alan her motorcu gibi Göksel de nasibini almış. Yavaş hareket etme-aynı yerde durma ve normal yürüme fobileri var. Kale merdivenlerini bile koşarak tırmandık. Artık bende film kopmuştu, sürekli gülüyordum. Kastamonu’yu çok beğendim, geleneksel örneklerinin yoğun bulunduğu ender illerden, Anadolu’nun kalbi olarak tanınırmış.

 

Ayrıca kentsel sit kapsamına alınmış, Taşköprü, İnebolu, Küre ve Abana’nın eski mahalleleri de ayrıca muhteşem. Avrupa’ın 13.PAN PARK’ına sahip tek il olan Kastamonu’da 20-24 Ağustos tarihleri arasında valilik destekli büyük bir motosiklet etkinliği yapılacaktır. Bu arada şehri gezerken Club üyelerden Hakkı, Baha ve Emin ile de tanıştım. Motor vesilesiyle çok değerli arkadaşlıklar kazandım. Öyle böyle derken vakit çabucak geçti ve bayiye gelmiştik. Kalbim öyle çarpıyordu ki, sanki çok özel biri ile ilk defa tanışacaktım. Dükkana girdim. Herkes benim geleceğimden haberdar ve tepkimin ne olacağını merak etmiş gibi sustu ve bana bakıyordu. Bende bir terslik vardı, motorun yanına bile gitmedim. Uzaktan süzdüm. Halbuki içimde fırtınalar kopuyordu, sarılmak ve hemen alıp götürmek istedim. İçimdeki çocuğu susturmak için savaş verdim adeta. Sonra usulca yanına gittim, dokundum, üstüne oturdum. Hayatım boyunca bu kadar yeni ve pırıl pırıl bir motor almayı düşüneceğimi hiç ihtimal vermediğim için çok şaşkındım. Neyi nasıl yapacağımı bilmiyordum. Bayi motora sorunsuzdur diye garanti verse de her tarafı inceledim. Kusur da yok ki..bakmak için bahane. Hani bol parası olan ağabeyler olur ya, “tamamdır, alıyorum” der. Öyle dedim, pat diye. Bol para da yok aslında hiç, hatta paramın son kuruşuna kadar ortaya koydum. Aslında bu hiç ama hiç tarzım da değildir. İnsanın gözü dönmesi böyle bir şey demek. Cumartesi olduğu için alım satım olmadı. El sıkıştık. O akşam KAMOK üyeleri kutlama için toplandı. Ortam muhteşemdi. Mezeler, içecekler, çiğ köfteler hazırlandı. Herkes arı gibi iş yapıyordu. Motorcuları yemek hazırlığı yaparken izlemek çok keyifliydi. Bana hiç bir şey yaptırmadılar. Sofrayı hazırlarken her şeyin temiz olması için çok özendiler. Masaları silerken biri demez mi “ben bunları daha geçen hafta silmiştim niye siliyoruz tekrar” bir kahkaha yayıldı ve öyle böyle derken çok keyifli bir akşam geçirdim. Herkese tek tek sonsuz teşekkürlerimi iletmek istiyorum tekrar. Motorcu dostluğu bambaşka bir şey. İyiki Kastamonu’da motoru buldum, çünkü iyilik dolu değerli arkadaşlar edindim.

 

Kadın Gözüyle Yeni Motor

 

İstanbul’a döndüğümde 3 gün sonrasına yeni gidiş biletimi aldım. Paramı anca ayarlayacaktım. 3 gün sonra kavuşmak mevzu olunca memleketim aklıma geldi. Tekirdağında düğünler 3 gün 3 gece sürer. Artık arayış da bittiği için içim rahatladı ve beklemek ayrı güzeldi. İkinci gidişimin geri dönüşü motor ile olacağı için kaskımı montumu eldivenimi yanıma aldım. Siz siz olun gezi öncesi mutlaka alacakları listesi yapın. Normalde yanıma almam gereken şeyleri listesiz eksiksiz alırım. Yılların ve her mevsimin motorcusu da olsam, bu sefer acemiliğim tuttu. Ne bir yağmurluk aldım, ne içlik, termal, bellik hiç bir şey almadım. Eldiveni bile unutuyordum az daha. Motorsuz yola çıkınca her şey karıştı demek. Hava yağmurlu ve çok soğuktu. İzmir’den bir motorcu arkadaşım ta oradan Kastamonu’ya gelip benim için bir yağmurluk getirmek istediğini söyleyince çok mutlu oldum.

 

Yağmurluk için değil, tek deli ben değilmişim diye sevindim. Vardığımda motor ile ilk sürüşümü yaptım. Daha da hayran kaldım, çünkü öyle konforlu bir sürüş beklemiyordum. Asfalt sanki kadifeyle kaplıydı, süzülerek gidiyordum, göldeki kuğu gibi zarifçe. Sesi o yumuşak sürüşe uyumlu. Kendine has tatlı ve çok özel bir sesi var. Gücü hissettim, yavaş kullandığım halde ve bu büyük keyif verdi. Yavaş sürdüm çünkü gaz hassasiyetini keşfetmek, dengesini tanımak ve ağırlığını hissetmek istedim. Süratlendikçe dönmeyecekmişim gibi vurdum kendimi yollara, Küre dağlarına doğru İnebolu istikametine devam ettim. Öğleden sonra noter işlemlerine başladık. Plakayı tabii ki 37 bıraktım. Dostlarımın memleketi ve motorumun vatanı. Her şey aynı günde hal oldu. Ruhsatımı elime aldığım o an, işte o an çok duygulandım. “Bazen küçük bir an için bir ömür bile verilir” o çok sevdiğim şarkı sözleri gibi... O an mutluluktan gözlerim doldu, zaman durdu sanki. Eskiden çok söylemişimdir, keşke bir gün yepyeni ve simsiyah bir motorum olsa, ciddiye bile almazdım, peşinde bile koşmadım, sadece çok istediğim bir hayaldi ama asla olamaz derdim. Ve o asla mümkün olmayan anı yaşıyordum. Mümkün olmayanı yaşamak yüreğimde öyle büyük bir sevinç hissettirdi ki, göz yaşı ile taştı. Ertesi gün İstanbul’a dönmek üzere yola çıktım. Hava çok soğuktu, ıslak, puslu ve yağış vardı. Yağmurluk ve içlik ayarlandı. En heyecanlandığım yer Araç bölgesindeki çamurlu ve bozuk yollardı. Çamurlanmayı niye seviyorsam bilmiyorum, gençlik iksiri de değilki, bildiğimiz yapışkan vıcık vıcık inşaat balçığı. Ayağını bastığında ayakkabın yapışık kalır, çorabınla kalakalırsın, çorabı görünce de adım atamazsın dengen bozulur ve o çamurun içine düşersin. İşte öyle bir çamur.

 

Kadın Gözüyle Yeni Motor

 

Ama bana o yol çok güzel görünüyordu. Tehlikenin çekiciliği mi desem, macera mı desem bilmiyorum. Çok tehlikeli diye bazı arkadaşlar bu yağmurda yola çıkmamı istemedi. Hatta motoru kargoyla İstanbul’a yollayalım dediler. Buna kulak bile vermedim. Duymamış olayım dedim sadece. Bilmiyorlardı, cesaret isteyen hele bir meydan okuma söz konusu ise kimse beni tutamaz. Kararı kaç gün öncesinden vermiştim zaten. Gitmeliydim. Motora alışık olmamak da ayrı bir heyecan faktörüydü. Ama onu kullanmak ve uzun yol yaparak kaynaşmak için herşey kabulümdü. Midemde heyecandan karıncalanmalar vardı. Yola çıkmadan önce başıma gelebilecek en kötü durumun senaryosunu çizdim. Sürat zaten mümkün değildi o bölgede. Sadece kayma riskim çok yüksekti. Kayarsam, çamur yüzünden yerden de güç alamamayacağım için motoru yavaşça yere bırakırım dedim. Başka problem de yoktu. Sadece yol kenarındaki uçuruma kadar kaymamalıydım yada çamurun içine gömülmüş kaya parçalarına çarpmamalıydım ve görünmeyen çukurlara da düşmemeliydim. Arabalar bile çok yavaş ilerleyebiliyordu. Bir kez arka teker epeyce kaydı, yan yatıracak kadar, fakat motorun dengesi hiç kaybolmadı. Kurtarmak çok kolay oldu ve bu müthiş bir duyguydu. En çok Crossçular yaşar bunu, bilirler. Soğukkanlı bir şekilde sakin ve yumuşak sürüşe devam ettim, motor dengesini muhafaza etti ve anında topladı. Sanırım benim de payım biraz var hani. Herşeyin kontrol altında olması keyif verdi. Yol durumu iyileştikçe manzara seyretmeye başladım ve her gezimde olduğu gibi sık sık durup resim çektim. Farkına varmadan motoruma alışmıştım bile. Zoru beraber aştığımız için çabuk kaynaştık. İyiki aldım seni oğlum dedim. Kızımla konuştuğum gibi onunla da konuşmaya başladım. Her yolun adamısın, aferin sana, doğru seçimsin. Üstü başı leş olmuştu, yaramaz çocuklar gibi, ben de pek farklı değildim. Şarkı da söylemeye başladım: “..Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda..”. Otoyola çıktığımda sürat testi yaptım. İlkler heyecanlıdır, özeldir. Attım kendimi sol şeride, açtım gazı, 110..140..160..180 km anında. En ufak bir titreme yok, hala aynı konfor, ayna görüşü hala kusursuz ve dip gaz yapmadım daha, henüz. Ne kadar yakıt tükettim diye hemen hesaplara başladım. Arada 180 km hıza kadar cıktıysam da ağırlıklı 130 km ile gittim ve 4 lt/100 km de yaktı. Sonra uzunca bir süre yüksek hızda sürdüm, 175..180..190 km hız ile gittim. Yakıt 6lt/100 km oldu.

 

Kadın Gözüyle Yeni Motor

 

Mükemmel. Yorumlarda okuduğum bilgiler doğru çıktı. Benim önceki motor 2000 model, 2 silindir GS 500 ile aynı tüketim. Yakıt aynı ama ikisinin arasında anormal bir güç farkı var. Aradığım sollama performansını da yakaladım. Vites küçültmeden de her durumda rahat sollama imkanı veriyor. Güvenli yol performansı için buna çok önem veriyorum ve kavuştum. İstanbul’a yaklaşıyordum ama varmamak için yolları uzatmaya başladım. Yorgunluk da yoktu. Otoyoldan çıkıp Bolu yollarına girdim, dağ yamaçlarına çıktım, puslu, kıvrımlı ve ormanlık yolları. Görüş yine az ama keyifim zirvede. Yeni bir motor, bilinmeyen yollar ve kötü hava şartları beni bambaşka heyecanlara götürüyor. Bu garip duyguyu seviyorum. Israrla Istanbul’a dönmemek için bir de Izmit de anneme köye uğradım. Inek doğum yapmıştı, o bana oğluşunu ben de ona benim oğluşumu gösterdim. 22:00 civarında İstanbul’a gitmek üzere yola çıktım. Direkt paralı Ankara yolundan evime, max. 1 saatlik yol kalmıştı. Fakat bugüne kadar yaşadığım en zorlu yolculuğumun başındaydım. O bir saati asla unutmayacağım. Otoyol gişelerini geçtiğim anda kabus ötesi bir sağanak başladı, asfalt iki dakika geçmeden nehir oldu, görünmüyordu. Çoğu kısımlarda aydınlatma bile yoktu, zifiri karanlıktı ve en ürkütücü durum da kendi farım yok gibiydi. Ilk sahibi far ayarını bilmeden bozmuştu herhalde. Hiç bir ışık yola gelmiyordu. İlk defa karanlıkta ve yağmurda sürmüyordum ki, görüş tabii ki çok kısıtlı olur, ama hiç ışığın olmaması tam bir felaketti. Yanımdan geçen tırların ışıklarından faydalanıp önümü görmeye çalıştım. Hayal gücümle yolu çözmeye başladım. Dörtlülerimi yaktım, en fazla 60 km hız ile gidebildim, bu kadar düşük hız da tehlikelidir otoyolda. Emniyet şeridinde durmadım. Neyi bekleyecektim ki? Zaten emniyet şeridi de daracık bir alandı, orada bu şartlarda durmak daha tehlikeliydi. Bir benzin istasyonunda mola verdim. Dikkat etmekten yorgun düşmüştüm. Yağmur kesildi o ara. Oh, bitti sonunda dedim ama yağmur benim gibi mola vermişti sadece, çünkü yola çıktığımda aynı şiddetiyle tekrar başladı. 1 saatlik yolu 2 saatte geldim. Yeni bir ders; öğrendim ki, ikinci el araç alınca far bile kontrol edilmeliymiş. Kimin aklına gelir. Bu araba için de geçerli. İstanbul il sınırına girince yeni oğluşu yuvasına getirmek sevinç yaşattı bana, zafer duygusu.

 

Onu getirmek için her zorluğu göze aldım hakikaten. Ertesi gün hemen far ayarını yaptırdım, şimdi tam istediğim gibi. Motor testlerin çoğu bitmişti, denge, hızlanma, uyum, fren, ses, konfor, sürüş keyifi, ekonomik ve tüm uzun yol beklentimi tamamen karşıladı. Bakalım şehir trafiğinde nasıl? Bu son test için tipik İstanbul trafiğine ihtiyacım vardı ve yoğun trafiği görünce ilk defa sevindim. Mükemmel bir kaos vardı. Test için ideal. Daldım aralara ve şaşırdım, o kadar rahat sürüşü vardı ki, kıvraklığı ile aralardan kolaylıkla geçtim en ufak bir zorluk yaşamadan. O sadece düz yol motoru da değilmiş, girintili çıkıntılı yerlere de girdim çıktım, kıyı köşelerden de geçtim. Şehir trafiğindeki kıvraklığına ve sürüş hafifliğine bayıldım doğrusu. Sadece dümdüz asfaltta giderim diyen nazik bir motorum olsun hiç istemem. Nazik görünebilir ama olmasın.

 

Sanırım aradığımı buldum ben. Hani motorun resimlerini bana gönderdiklerinde ve ona ilk baktığımda diyemediğim o söz vardı ya, ve Kastamonu da onu canlı gördüğümde de söyleyememiştim ya o sözü.

Doya doya söyleme zamanı geldi artık: “İŞTE BU” evet “İŞTE BU”