O bir dalgıç, paraşütçü, aikidocu, yarışçı: O Faruk Işıkkent!

O bir dalgıç, paraşütçü, aikidocu, yarışçı: O Faruk Işıkkent!

Mütevazılığı ve disiplini ile Türkiye Pist Şampiyonası’nın sevilen isimlerinden, 600 cc B grubunda mücadele eden Endo Motors yarışçısı Faruk Işıkkent ile hayatı, hobileri ve motosiklet üzerine konuştuk

24 Temmuz 2013 Röportaj ve Fotoğraf:Ahmet Köseoğlu

Faruk Abi bize biraz kendinden bahseder misin? Faruk Işıkkent kimdir? Neler yapar?

 

1967 Ankara doğumluyum. Tüm eğitim hayatım Ankara’da geçti. Hacettepe İşletme’yi bitirdikten sonra ERG İnşaat bünyesinde çalışmaya başladım. 1995 yılından beri ise Hürşat Bey ile beraber asıl işimiz olan inşaat firmalarında ve Endo Motors ile çalışma hayatıma devam ediyorum. İş hayatım haricinde Aqua Club’ta dalış eğitmenliği yapıyorum. 88 senesinden beri de Türk Hava Kurumu’nda amatör paraşütçüyüm. Bu konuda kendimi geliştirebilmek için fırsat buldukça yurtdışında ki eğitimlere katılıyorum. Yaklaşık 12 yıldır aikido çalışıyorum. Daha doğrusu öğrenmeye çalışıyorum diyelim çünkü öğrenmesi çok zor bir savunma sanatı. Motosiklet kısmını siz zaten biliyorsunuz. Bir ara dağcılığa merak sarmıştım. Ağrı dağı çıkışım oldu. Tüm bu bireysel aktivitelerin haricinde de bir kaç sivil topum kuruluşuna üyeyim. Gönüllü faaliyetler yapmak gerektiğinde ben de elimden geldiğince katıyorum. Tabi tüm bu aktivitelerden önce evlendim ve şu an biri üniversitede, biri lisede okuyan iki çocuk babasıyım. Eşimle ortaokuldan beri birlikteyiz ve yaklaşık 30 yılı bitirdik.

 O bir dalgıç, paraşütçü, aikidocu, yarışçı: O Faruk Işıkkent!

 

“Benim asıl beslendiğim şey adrenalin sanıyorum. Heyecan müthiş bir adrenalin veriyor ve bu beni çok mutlu ediyor.”

 

O bir dalgıç, paraşütçü, aikidocu, yarışçı: O Faruk Işıkkent!

 

 

Çok geniş bir hobi listen var. Anladığım kadarıyla bunların hiçbiri de laf olsun diye yapılan şeyler değil. Bunların hepsine yetişecek vakti nasıl yaratıyorsun?

 

Aslında insan istedikten sonra her şey için vakit bulabilir. Tabi en önemlisi, benim işim tüm bunları yapabilmek için çok uygun. Zaten aikido’yu patronumuz Hürşat bey ile beraber yapıyoruz. Bu bana zaman konusunda çok büyük bonus sağlıyor. Keza motosiklet de aynı şekilde. Ama dalış ve paraşüt için kendime ekstra zamanlar yaratmam gerekti hep. Mesela dalış için tam 2 sene boyunca tüm hafta sonlarımı ve gecelerimi çalışarak geçirdim.

 

O bir dalgıç, paraşütçü, aikidocu, yarışçı: O Faruk Işıkkent!

 

 "Disiplinle yapılmayan herşey bozulmaya mahkumdur" O bir dalgıç, paraşütçü, aikidocu, yarışçı: O Faruk Işıkkent!

 

 

Tüm bu hobilerin içinde benim favorim dediğin var mı?

 

Aslında benim kötü bir huyum var diyebilirim. Bir şeye başlamadan önce kendime bir hedef belirliyorum ve ne kadar zaman alırsa alsın, neye mal olursa olsun bitirmeden rahata eremiyorum. Mesela dalışa başlama hikâyem çok ilginçti. Dalış okuluna gittim ve eğitmene 100 mt’ye dalmak istediğimi söyledim. Tabi o da bana Padi’nin uygulamasına göre tamamlamam gereken eğitimleri bitirmeden böyle bir şey yapmanın mümkün olmadığını söyledi. 100 mt dalışına ulaşabilmek için 2 sene boyunca her hafta sonu ve geceleri çalıştım. Aslında hiç de bana göre bir şey değil ama baştan bir kere 100 mt dalışı yapacağım dedim ya, ona ulaşana kadar gözüm hiçbir şey görmedi. Bu sene 125 mt ile planımın son dalışını yapıp kendime verdiğim sözü tutmak ve ruhumu rahatlatmak istiyorum. Esasında benim çok keyif alarak yaptığım en büyük hobim havacılık.

 

 O bir dalgıç, paraşütçü, aikidocu, yarışçı: O Faruk Işıkkent!

 

 Peki, motosiklet nasıl girdi hayatına?

 

Bu da aslında biraz enteresan oldu. 85 senesinde bir arkadaşımla beraber Honda‘nın 1.25 modelini satın almıştık. Aldığımız motosikleti o kullanır bende arkasına binerdim. Böyle 1 ay kadar gezdik. Ancak dedim ya eşimle eskiden beri tanışıyoruz, kendisinin de binme düşersin bir şey olur sözlerine aldanıp ben vazgeçtim. Ondan sonra 2001 yılına kadar bir daha motosiklet ile bir bağlantım olmadı. 2001 yılında bahsettiğim arkadaşımla yeniden bir araya geldik. Tabi o motosiklete devam etmiş. O dönem ZZR 1100 motosikleti vardı ve satmak istiyordu. Bende keyif alacağımı düşündüğüm için talip oldum. Ancak arkadaşım bana motosikleti satmadı. İlk motor için çok büyük olduğunu ve benim için riskli olabileceğini söyledi. Bana daha küçük bir motor bakmaya karar verdik. O ara da motoru da satıldı ancak alan kişi kullanamadığı için geri verdi. Benim de ısrarlarım sonucu ZZR sonunda benimdi. Tabi şimdi birde kullanmayı öğrenmek gerekiyordu. Arkadaşım bana boş bir alanda gaz, fren, vites gösterdi ama gel gelelim ben durma konusunda biraz başarısızdım. Bu durumu da ancak kullanarak çözebileceğimi düşünüp kısa bir süre sonra Bodrum’a yola çıktım bir gece kaldım ve ertesi gün geri döndüm. Yaklaşık 1500 km yol yapmış motora da alışmıştım. O sene toplamda yaklaşık 15.000 km lik geziler yaparak motosiklet kullanmayı öğrendim.

 

O bir dalgıç, paraşütçü, aikidocu, yarışçı: O Faruk Işıkkent!

 

 İyi cesaret. Peki yarış hayatı nasıl başladı?

 

Levent’in (Levent Gürcan) bizi piste yönlendirmesi ile pisti keşfettik. Pist, çok daha güvenli ve keyifli. Otoyol motorcuları diye bir kavram bizde maalesef pek mümkün değil. Yollarda bariyerler, bozuk asfalt, uygunsuz virajlar ve belirsiz nesneler olabiliyor. Biz bu işi keyif için yapıyorsak bunun doğru yerinin pist olduğuna karar verdik. Aslında kendimi hala üniversitenin son yıllarında ki gibi hissediyorum. Sonra bir bakıyorum yaş 45. Gerçekçi olmak gerekirse yaş motosiklet kullanırken pozitif bir özellik. Bu olgunluğunuz her şeye yansıyor. 3 sezondur tüm yarışlara katılıyorum ve bugüne kadar tamamlayamadığım bir yarışım olmadı. Kendi hatam sonucu düştüğüm tek bir yarış hatırlamıyorum. Sanıyorum yaştan sebep pistte bile çok daha temkinli kullanıyoruz. Yarışırken çocuklarımızı, hayatımızı bir an olsun aklımızdan çıkartmıyoruz. Genç çocuklarla zaten yarışılmıyor. Birçoğu yarın yokmuş gibi gidiyor. Bu virajı döndü sanki önünde başka viraj yokmuş gibi davranıyorlar. Birde onların kendilerini ifade etme ve bir yerlere gelebilme şekli bu. Yani yarışmak bazı gençlerin geleceğini belirliyor. Dolayısıyla bu onların işi, biz kupa almak için değil keyif aldığımız için yarışıyoruz. Çünkü bir kupaya ya da şampiyonluğa değişemeyeceğimiz şeyler var. Bizim takıma (Endo) bakacak olursan çoğu bu işi keyif almak için yapan insanlardan oluşuyor. İki bayan yarışçımız var. Biri avukat diğeri beyin cerrahı. Bildiğiniz gibi Kaan pilot. Ama motosiklet kullanmaktan ve yarışa katılmaktan çok büyük keyif alıyorlar. Zaten bizim takımda kupaları Barış (Barış Tok) getiriyor, biz de keyfini sürüyoruz.

 O bir dalgıç, paraşütçü, aikidocu, yarışçı: O Faruk Işıkkent!

 

 İlk yarışını hatırlıyor musun?

 

İlk yarışıma 2009 yılında İzmit Körfez Pisti’nde katıldım. Hatta Ümit Orhon’la beraber başlamıştık. Tabi o zaman ancak “Ümit Kupası” sınıfına kalabiliyorduk. Ama yarış hayatımın en iyi derecesini de orada yaptım diyebilirim. Yarışı 3. götürürken Hürşat Bey’in son anda beni geçmesi ile 4. olarak yarışı tamamladım. Kupaya bu kadar yaklaşmışken az farkla kaçırdık. Ama olsun en azından yabancıya gitmedi.

 

Ümit Kupasından sonra sen 600 C’de yarıştın, şimdi ise 600 B sınıfındasın. Yarışlar nasıl gidiyor?

Açıkçası 600 C sınıfında yarışırken biraz tedirgindik. Özellikle yarışlar İstanbul Park’ta yapılmaya başlandıktan sonra sıkıntımız daha da arttı. TMF çok güzel şeyler yapıyor tabi ama özellikle 600 ve 1000 C gruplarında ciddi anlamda tecrübe ve kalabalık sıkıntısı yaşandı. Yarışa ilk defa giren herkesin sorgusuz sualsiz alındığı C gruplarında genç arkadaşların çok heyecanlı olması, bunun yanı sıra kurallar ve bayraklar hakkında ki bilgisizlikleri, grupların çok kalabalık olması sıkıntılar yarattı. Kaan’a (Kaan Özenmiş) biri Yunanistan’da biri İstanbul Park’ta iki defa ortadan çarptılar. Çarpan iki arkadaşın da ilk yarışlarıydı. Kaan’la aynı anda viraja giriyorlar, viraj dönmeyi bilmedikleri için giden motora ortadan çarpıyorlar. Bu durumların yaşanmaması için eğitim şart. Nasıl olur bilmiyorum ama insanların yarışması için kesinlikle eğitim alması gerekiyor. Neyse ki 4.ayakta TMF’den gelen açıklama ile derecesi tutanlar B grubuna geçiş yapabildi. Bu durum hem derecelerimize hem de psikolojimize yansıdı diyebilirim. B grubunda “acaba biri viraj alamaz da bana arkadan çarpar mı”, “sarı bayrağı bilmezde üstüme çıkar mı” diye hiç düşünmüyorum. Böylelikle sadece önümüze odaklanabiliyor ve daha hızlı gidebiliyoruz. Mesela daha önceleri derecem 2.23” civarında iken son yarışı Kaan’da bende 2.16” olarak bitirdik. Eminim bir yarış daha olsa derecemiz daha da aşağı gelirdi.

 

Pistte yarışmanın en iyi tarafı sence nedir?

Birincisi kendimi güvende hissediyor olman, ikincisi de sürat tabi ki. Heyecan müthiş bir adrenalin veriyor ve bu beni çok mutlu ediyor. Benim asıl beslendiğim şey adrenalin sanıyorum. Çünkü yaptığım tüm sporlarda risk ve heyecan var.

O bir dalgıç, paraşütçü, aikidocu, yarışçı: O Faruk Işıkkent!

"İnsanların yarışması için kesinlikle eğitim alması gerekiyor"