URAL Motosiklet; İkinci Dünya Savaşı’ndan Bugüne Bir Sovyet Efsanesi

URAL Motosiklet; İkinci Dünya Savaşı’ndan Bugüne Bir Sovyet Efsanesi

Ural tarihte rolü olan bir motosiklet olduğu için markanın tarihini anlatmadan geçemeyiz. Bugün aldığı efsane konumuna 2. Dünya Savaşı’nda verdiği üstün hizmetlerin neticesinde ulaştı.

07 Eylül 2016 Yazı:Alişan Fidan, Fotoğraflar:Berkay Hocaoğlu

Ural’ın hikayesi 1939 yılında Sovyetler Birliği’nin 2. Dünya Savaşı öncesi planlaması sırasında başladı. Almanlar ile olan saldırmazlık anlaşmasının uzun sürmeyeceğinin farkında olan Joseph Stalin, orduya her alanda hazırlıklar yapılmasını emretti. Alman Blitzkrieg taktiğinin Polonya ordusu üzerindeki hızlı zaferi karşısında olası bir saldırı durumunda Sovyetler Birliği’nin bu hıza ayak uydurması gerekiyordu.



Bu sırada Sovyetler Birliği ile Finlandiya arasında “Kış Savaşı” denilen bir savaş yaşanıyordu ve burada kullanılan motosikletlerin teknolojileri çok eskimişti. Zorlu şartlarda efektif biçimde kullanmaya pek elverişli değildi. Ayrıca küçük Finlandiya ordusu karşısında resmen “madara” olan Sovyet yetkilileri bir değişimin gerektiğinin farkındaydı. Bu durumu analiz eden Savunma Bakanlığı, Sovyet Ordusu için bir modernizasyon çalışmasına girdi. Bu düşünce, tank ve tüfekte olduğu kadar orduda kullanılan motosikletlere de yansıdı. Bakanlık, Sovyet Ordusu için en iyi motosikleti seçmek için bir toplantı düzenledi.



Geçen uzun tartışmaların ardından BMW’nin R71 modeli, Sovyet Ordusu’nun ihtiyaçlarına en uygun motosiklet olarak belirlendi. İsveç’ten alınan beş adet BMW R71 gizlice Sovyetlere getirildi ve buradaki mühendisler motosikleti en ince parçasına kadar söküp kalıplar oluşturarak kopyaladı. Yani bu motosiklet tam bir “ters mühendislik” ürünü idi. 1941’in başlarında Stalin’e gösterilen M-72(Sovyet ismi buydu) prototipleri hemen onaylandı ve üretimine başlanması talimatı verildi.


URAL Motosiklet; İkinci Dünya Savaşı’ndan Bugüne Bir Sovyet Efsanesi



Üretime başlama onayı alındıktan sonra işi daha da büyük çaplı hale getirmek için BMW ile görüşen Sovyet yetkilileri R71’in üretim bandını Alman üreticiden satın aldı. Aralarında saldırmazlık antlaşması olduğu için çeşitli dallarda ticaret yapan Almanya ve Sovyetler Birliği, o sıralar çok sıkı fıkı bir konumdaydı. Hatta Opel’in Kadett modeli Moskvitch 400 adıyla Sovyetler Birliği’nde üretilmekteydi. O sıralarda BMW daha gelişmiş R75 modelini çıkardığı için, neden üretimden kaldırdığı modeli Sovyetlere satıp bundan para kazanmasaydı ki?



İlk fabrika Moskova’da kuruldu ve birkaç yüz tane M-72 motosikleti üretildi. Fakat Alman Ordusu’nun Blitzkrieg taktiği o kadar hızlıydı ki, Sovyet stratejistler fabrikaların konumlarının hem Alman bombardımanından hem de olası bir işgalden korunmak için daha uzak bir yere değiştirilmesi gerektiği fikrini Stalin’e açtılar. Stalin’de bu motosiklet fabrikasını gerçekten koyabileceği en uzak yerlerden biri olan Sibirya’nın Ural Dağları’ndaki Irbit kasabasına taşınmasını emretti.


URAL Motosiklet; İkinci Dünya Savaşı’ndan Bugüne Bir Sovyet Efsanesi



Üretimin başladığı 1941’den 1950 yılına kadar 30 bin motosiklet üretildi. 1950 yılında artık savaş koşulları uzakta kaldığından Ukrayna’da bir fabrika URAL motosikletlerinin üretim haklarını alarak bu motosikletleri halka üretmeye başladı. 1998 yılında ise fabrika özel bir şirkete satılarak tamamıyla sivil hale geldi.



2000’li yılların gelmesiyle beraber bir takım büyük güncellemelere giren URAL, 2014 yılında enjeksiyonlu motora sahip oldu. Bu 2. Dünya Savaşı gazisi motosiklet bu güncellemeler ile modern standartları yakalayabilecek mi diye merak edip, sorunun cevabını bulmak amacıyla URAL’ı sizler için test ettik.



İlk olarak, bu motosikleti alınca yanında “ilgi” de satın aldığınızı kesinlikle söylemek isteriz. URAL’ı kullandığım bir hafta boyunca yolda giderken kaç kez fotoğrafım çekildi, kaç milyon soru soruldu gerçekten bilmiyorum. Nerede olursa olsun her durduğumda mutlaka bir kişi ya soru soruyor ya motosikletin dibine gelip her şeyini inceliyor ya da fotoğraf çekiyordu. Yoldan geçerken bakmaktan boynu kırılanları(!) saymaya gerek yok. İstanbul merkezine uzak bir ilçede oturduğumdan burada avlanmaya giden insanlar çok oluyor. Yerel bir avcılık kulübünün iftar yemeğine URAL ile gittiğimde herkes işi gücü bırakıp motorun başına toplandı. Yani kısaca nereye giderseniz gidin polis çevirmesinde bile star muamelesi görüyorsunuz. Bu bağımlılık yapan şeyi motosikleti teslim ettiğimde biraz özlemedim dersem yalan söylemiş olurum.


URAL Motosiklet; İkinci Dünya Savaşı’ndan Bugüne Bir Sovyet Efsanesi

                                  Ural'ın kapalı devre enjeksiyon sistemi



Motosikletin sahip olduğu Keihin marka karbüratörler çıkarılıp yerine Electrojet firması tarafından Ural için üretilmiş elektronik enjeksiyon sistemi entegre edilmiş. Bu enjeksiyon sistemi üreticinin “kapalı devre” dediği her bir silindir için bir ECU ünitesi şeklinde motosiklete eklenmiş. Sistemin amacı eğer ECU ünitelerinden birine bir şey olursa diğeri ile sistemin çalışmaya devam etmesini sağlamak. Ayrıca Ural’ın kampana frenleri çıkartılıp üç tekerde birden disk frene geçilmiş. Hızlandıkça motosikleti daha stabil hale getirmek için gidonu sıktığınız vananın yerine de ayarlanabilir hidrolik üniteye sahip gidon amortisörü koyulmuş.



Bunların dışında daha birçok güncelleme var, fakat bu yukarıda saydığımız güncellemeler en önemlileri denebilir. Bunun sebebinin, motosikleti ne yöne doğru gitmek istediği belli olmayan, zor duran ve zor dönen riskli bir motosikletten günlük kullanabileceğiniz bir motosiklete dönüştürmüş olmasını söyleyebiliriz.



Enjeksiyon, daha büyük hava filtresi ve yeni supap zamanlamaları ile motosiklet 41 beygir ve 42nm tork üretir hale gelmiş. Bagajı ağzına kadar çantalarımızla dolu ve yanda arkadaşım varken bile normal yolda 90km/s hızda giderken motosikletin hiç zorlandığını hissetmedim. Arazi içinde ise bu güç fazlasıyla yeterli oluyor. Tamamen sacdan yapılmış ağır yapısına rağmen yeterince güçlü hissettiren motoruyla sepetin bazen boş bazen dolu olduğu karma kullanımda 6 – 6.5 lt /100 km gibi bir tüketim değeri yakaladık.



Bu yüksek hızda gidişleri motosikletin yol tutuşu için yapılmış güncellemeler olmasa kesinlikle yapamazdık. Özellikle gidon amortisörünün etkisi yadsınamaz. Sepetli motosikletin yapısından kaynaklanan gazı bırakınca sola, gaz verince sağa çekme isteği hala devam etse de, bu eskiye oranla çok düşük seviyede. Sonuçta hala bir sepetli motosiklet sürüyorsunuz ve bundan kaçış yok. Araziye girdiğinizde veya düşük hızlarda seyrettiğinizde hiç problem olmadığını da belirtmiş olalım.



Şanzımanı biraz sert. 4 ileri 1 geri şanzımanın 1vites geçişlerinde cartlama sesini duymak benim için çok normal bir durumdu. Hatta yüksek devire çıkıp biraz agresif bir biçimde bir üst vitese geçmeye çalışırsanız bu cartlama o kadar şiddetli oluyor ki arkadaşım sürerken duyduğumda inanamamıştım. Siz motosikletin üstündeyken çok anlamıyorsunuz fakat bu ses etrafta epeyce bir duyuluyormuş. “Kara şanzıman” dedikleri bu olsa gerek.



Tüm kontroller normal bir motosiklet ile aynı. Frenlerin, vitesin ve debriyajın konumları normal bir motosiklet sürücüsünün alışık olduğu şekilde. Geri vites, el freni ve arazi vitesi kolları ise sağ tarafınızda sepet ile motosikletin arasında ulaşması kolay yerlerde bulunuyor. İlk kullanmaya başladığınız zamanlar yan tarafta sepetiniz olduğunu unutup sağa doğru çok yanaşıyorsunuz. Buna bir süre sonra alışsanız da motosiklet sürerken otomobil gibi gitmeye çalışmayı beynimiz başlangıçta pek algılayamıyor sanırım.



Frenler bu sac malzemenin bol bol kullanıldığı ağır Sovyet tankını durdurma işinde gayet başarılı. Tüm tekerleklerde kullanılan disk frenleri doğru oranda dozajladığınızda beklediğinizden daha kısa mesafede sizi durdurup şaşırtıyor. Bu arada arka frenlerin aksine önde Brembo’nun disk freni kullanılmış ve bu fren arkadakilere oranla daha güçlü olduğundan biraz dikkat edilmesi gerekiyor.



Araziye çıktığımızda motosiklet resmen doğasını buluyor. Sürerken hiç saçma tepkiler alıyormuş gibi hissetmedim. Yani motosikletin aslında İkinci Dünya Savaşı şartlarında olmayan yollarda gitmesi amacıyla üretildiğini hatırlayıp ona göre kullandığınızda işler çok daha kolaylaşıyor. Vıcık vıcık çamurda bile iki çekere aldığımda girip de çıkamayacağım yer yok gibiydi. Bu arada iki çekere aldığınızda motosiklet daha bir dengeli hale geliyor fakat döndürmesi de bir o kadar zor oluyor. İki çekere alma işlemi arkadaki diferansiyeli kilitli hale getirdiği için viraj dönüşlerinde gazı açtığınızda drift yapmaya başlıyorsunuz. Önce korkutucu hissettirse de alıştıktan sonra bu o kadar zevkli bir eylem haline geliyor ki çamurlu yolu bırakıp gitmek istemiyorsunuz.


URAL Motosiklet; İkinci Dünya Savaşı’ndan Bugüne Bir Sovyet Efsanesi



Hep sürmesinden bahsettik. Peki ya sepette gezmesi? İşte orası EF-SA-NE güzellikte. Bal nedir ki? Şeker nedir ki? İnsanın bu motosikleti alıp bir de şoför tutup gezesi geliyor. Sepetteki konforun nice otomobilde olmadığını öncelikle belirtelim. Üstü açık otomobilleri hepimiz severiz değil mi? İşte bu da onun gibi hissettiriyor. Yayılmış otururken rüzgarın yüzünüzü okşaması o kadar güzel bir duygu ki... Sepete oturduktan sonra neden bir kez binen arkadaşlarımın tekrardan binmek için 40 takla attığını anlamış oldum. Bu duygu motosiklet sevmeyeni bile kendine aşık eder. Motosiklette kullanılan Sachs marka süspansiyonların ve Heidenau marka lastiklerin hepsi aynı. Tabii savaş koşulları düşünülerek üretilen bir motosiklette daha kolay lojistik desteği sağlanması amacıyla yapılmış ve aynı gelenek hiç bozulmadan devam ettirilmiş. Lojistik desteği demişken bu arada motosikletin yanında gelen avadanlık takımı bu güne kadar gördüklerimin en büyüğüydü. Levyeden tutunda ne işe yaradığını anlayamadığım anahtarlara kadar hepsi mevcuttu. Motosikletin yanına takılan benzin bidonu ve kürek ise yolda kalma ihtimalleri düşünülerek tasarlanmış güzel aksesuarlar.



Sorulan sorular genellikle hevesli şekilde “Bunlar yeniden mi üretiliyor? Benim dedemde de vardı.” gibi bir cümle ile başlayıp “Kaç para bunlar?” sorusuna verdiğim cevapla beraber gözlerdeki hevesin sönmesiyle son buluyordu. Sibirya’da el işçiliği ile sınırlı sayılarda üretilip önce trenlerle limana, oradan da gemiyle ülkemize gelen bu özel motosikletin ucuz olması zaten beklenemez. Fakat keşke fiyatı biraz daha uygun olsaydı dedirtiyor. Aslında burada satın aldığınız tek şey motosiklet değil. Kullanım zorlukları, çektiği ilgi, el yapımı olması, tarihi değeri gibi özellikleri bu motosikleti unutulmaz yapıyor. Kendinize bir tarz ve yaşam stili aldığınızı da düşünürseniz o zaman fiyatı makul gibi gelebilir.


URAL Motosiklet; İkinci Dünya Savaşı’ndan Bugüne Bir Sovyet Efsanesi



Kolay sürülen fakat pek çok elektronik aksamı olan motosikletlerden nefret mi ediyorsunuz? İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılmak üzere üretilmiş, tarihi misyonu olmuş bir aracı sürmek ilgi çekici mi geliyor? Motosikletinizin yükleme kapasitesi kampa giderken yetmiyor mu? Motosikletle keşke köpeğimi de gezdirebilseydim mi diyorsunuz? Yolların olmadığı yerlere geziler yapmaktan mı hoşlanıyorsunuz ya da sadece insanların baktığı çok özel bir motosiklet mi sürmek istiyorsunuz? Öyle ise Ural tam size göre...



       Ural Motosiklet Teknik Özellikler

Motor hacmi: 749 cc

Motor tipi: OHV hava soğutmalı, 2 silindir, 4 Sübap, Boxer

Maks. Güç41 bg @ 5,500 devir/dk

Maks. Tork: 57 Nm @ 4,300 devir/dk

Kompresyon oranı: 8,6:1

Yakıt sistemi: EFI - Elektronik

enjeksiyon

Marş: Elektrik & Kick Start

Fren: 3 adet Disk Brembo

Debriyaj: Kuru çift disk

Şanzıman: Manuel 4 ileri 1 geri

Aktarma: Şaft 2WD