in

Bir BMW Klasiği

Bütçenin kısıtlı olduğunu düşün. Bir hayal kuruyorsun ama; mesela kardeşinle birlikte iki motosiklet bi çıkacaksın sınırdan sonra 10 gün ver elini Avrupa.

Gönül devasa bütçe küçük. Karartıyorsun gözünü, satıyorsun mevcut küçük motorunu ve arabanı, bir sürü borçla gidip sıfır km. bir BMW K1200 RT alıyorsun. Haritalar, yol planları… “Ulan, Priştina-Budva arası bir günde biter mi acaba?” soruları. Cuma yola çıkmadan iki gün önce bana geldiler. “Depo üstü çanta alsak mı? Yok yok biz Münih’ten büyük çanta alacağız zaten gerek yok.” muhabbetlerinden sonra gittiler. Arkadaşım Ömer Cuma yola çıkacaktı ya, Çarşamba aradı hüzünlü. “Abi motorumu geri aldılar” dedi.

 

Önce çalındı zannettim.

 

Sonra işin gerçeği ortaya çıktı ki RT’lerde imalat hatası çıkmış.

 

Sonrasında da BMW tüm yeni RT’lerde sorun olduğunu söyleyerek geri topladı. Bakın “Geri çağırdı” demiyorum, “Topladı” diyorum. Yani aracın otoparkta mı, “Elleme kardeşim, çekiciyle gelip alıyoruz.”

 

Bildiğin “Binilemez” durumda yani.

 

Arka elektronik süspansiyon mu kırılıyormuş ne öyle bir şey işte.

 

Sonra bizim ekibe Avrupa’da motor kiraladılar, bilet verdiler ne gerekiyorsa yaptılar tabi ama o gezi hiçbir zaman planlandığı gibi olmadı elbette.

 

Her zaman söylüyorum ve inanamıyorum. Bu BMW motosiklet dizayn departmanında kesinlikle motosiklete binmeyen birileri çalışıyor. Bu kaçıncı kardeşim.

 

Bir motosiklet çıkartın da ilk yıl kronik bir üretim arızası olmadan gezsin yollarda.

 

Bir bakın bakalım 2006 model 1200 GT’ler, ilk çıkan 1600 GT’ler, hatta zamanında çıkmış LT’ler…

 

BMW denilen marka bildiğin demokrasi gibi. Dünyanın en iyi ikinci markası, birincisi ise henüz icat edilemedi. Ama yakında Japon’un biri gelip o birincilik koltuğuna oturursa hiç şaşırmam.

 

Aslında serzenişim Almanlara tabii ki. Almanca bilsem yazacağım ama Danke’den başka kelime bilmiyorum ve onu da o dizayn ekibine sızmış hain köfte hak etmiyor.

 

10 yılı aşkın süredir bir BMW kullanıcısı olarak her sezon başında korkuyorum. Geçtiğimiz ay bir hafta sonu iki BMW olarak yaptığımız Bulgaristan gezisindeki arkadaşın kilometre saatiyle birlikte ABS’si gitti. Sensör bozulmuş, nereyi göremediyse. Yolda kalmadık ama benzin göstergesini göremediği için az kaldı yakıtsızlıktan kalacaktı. Eski motor olması muhtemel ama sıfır makinede böyle arızaların olması yakışmıyor Bavyera’lıya.

 

İnternette satılık GS’lerin açıklamasında “ABS problemi olmayan” ibareleri görüyorum. Belli ki GS’in kronik derdi de bu.

 

Kullandığım motordan memnunum. Gidip bir 1600 alsam mı acaba diye cüzdanıma baktığım da oluyor ara sıra ama sonra 100 bin lira verip bir de evde ayağımda korumalı pantolon, mont, kask siniri bozmayayım diye öteliyorum kendimi. Hele birkaç sene daha rüştünü iyice ispatlasın da sonra bakarım avuntusundayım.

 

100 yıl önce uçak motoru üreterek işe başlayan BMW’nin sonrasında bundan niye vaz geçtiği de belli oldu. Geleceği görmüş adamlar.

 

Ben anlamam kardeşim. Dalga geçme hakkımı sonuna kadar kullanırım. Sen selesi kırılan motor yapacaksın, geziye gitmek için servet ödeyip o motoru alan Avrupa gezisinin yarısını uçakla yapacak sonra ben yazmayacağım. Duydunuz mu sayın Merkel :o)

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Restorasyon dizisi bölüm V

Motosikletle Yapılacak Yurt Dışı Seyahatlerine Hazırlık Ve Planlama

REKLAM