Menu
in

Geveze; Motorum Nasıl?

Yazar: Esra Kuşcu

90’lı yılların başları, Türkiye’de özel
radyolar açılıyor. Müzik dahil birçok
alanda gençler varlık gösteriyorlar.
İşte o yıllarda Genç Radyo’da
başlayan radyoculuk serüveniyle
birlikte o’nu herkes gerçek adıyla
değil de “Geveze” olarak tanıdı.
Başarılı radyocu; yelkencilikten
edebiyata, müzikten motosiklete
kadar pek çok tutkusu var. Biz de
Geveze’nin motosikletçi kişiliğini
merak ettik ve ona sorduk…
Radyo, yelken, müzik derken
nereden çıktı bu motosiklet?

Bir sabah kahvesi sohbeti yapalım diye sözleşmiştik ve pazartesi günü hemen yayının ardından buluştuk. Enerjik ve sempatik tavırlarıyla bizi karşılayan Geveze ile sohbet nasıl başladı nasıl bitti anlamadık bile. Radyondan dinlemeye alıştığımız bu sesi canlı canlı duymak da ilginçti doğrusu… İşte bu keyifli sohbet ve motorcu yönüyle Geveze!

 

Esra Kuşcu: Hemen sebeb-i buluşmamızdan başlayalım. Geveze’nin motosiklet macerası nasıl başladı?

 

Geveze: Bundan yedi sene önce başladı. Daha evvel motosikletim olmamıştı, daha doğrusu motosikletle olan tek ilişkim Bodrum’da Antalya’da kiraladığım scooterleri kullanmaktan ibaretti. Erdoğan Çekiçer diye bir arkadaşım var baya sıkı motorcudur. BMW 1150 Adventure GS kullanıyordu. Onun motorunu çok beğendim ve heveslendim. Ama daha önce normal motor kullanmadığım için dedim ki “en iyisi ben paşa paşa bir maksi scooter alayım”. Motor bakmaya başladım ama gelin görün ki; 105 kg 191 cm’lik bir adam olarak scooterlerin üzerinde çok büyük kalıyordum (gülüyoruz). En iyisi ben en ucuzundan normal bir motosiklet alayım dedim. O zaman Jinlun diye bir marka vardı. Çin malı. Ben de gittim bir modelinin siparişini verdim. Kaparo bile verdim. Sonra Erdoğan’a dedim ki “Abi ben Jinlun alacağım!” “A iyi” dedi. “Bir süre binersin sonra değiştirirsin başka bir motorla…”. Sonra ben bir ay filan bekledim. Bu arada internetten filan bakıyordum F 650’lere, çok güzel motor. Sonra bir gün Erdoğan, Murat, ben birlikteyiz (Murat, Erdoğan’ın eski ortağı) bir anda “Arkadaşlar ben F 650 GS falan mı alsam?” dedim. Ve biz o hafta sonu Murat’la beraber Kızıltoprak’a geldik. Sina abiye Hakkı abiye gittik. Orada bir Transalp vardı. Az daha da alıyordum. Motor sehpadaydı. Üzerine oturdum “Abi ben buna binemem bu çok büyük!” dedim. “Bu çok yüksek!” güldüler bana. Sıfırdı ve biraz da pahalı geldi açıkçası.

 

E.K.: Eee… Bu arada Jinlun gelecek bir yandan da hala onu bekliyorsun değil mi?

 

Geveze: E tabii ben bu motorları görünce edince ondan da vazgeçtim. Gözüme çok küçük görünmeye başladı. Kaparomu yaktım. Sonra internetten bir sürü ilana baktık hepsini teker teker gidip gördük. Artık hedefim bir F 650 GS. İlnalardan birinde 1150 Adventure vardı, gittik baktık. İki yaşında bir motor. Fiyatı çok uygundu ama sorunluydu. Ordan elimiz boş döndük. Ama benim de aklım 1150’de kaldı. Sonra Erdoğan dedi ki “Bizim Alp’in 1150 GS’i var. O motorunu satıyordu”.

 

E.K.: O motoru mu aldın yoksa?

 

Geveze: Evet, hayatımda ilk motorum BMW 1150 GS oldu. Kötü bir örneğim biliyorum! Gittik motoru almaya. Motor yokuş yukarı duruyor yan ayakta. Ben yine üstüne çıktım diyorum ki “Oğlum motoru aldım ama ben bunu kullanamam. Mümkün değil! Ayaklarım değmiyor…” filan diyorum ben bunlar gülüyorlar olur mu abi diyolar. Ve tabii ki motoru eve Erdoğan getirdi. (gülüyoruz). Ve yine aynı akşam Erdoğan almış kendi motorunu geldi bana dedi ki “Haydi çıkıyoruz!”. “Gecenin bir saati nasıl olur?” filan derken biz Kilyos’ta tecrübeye çıktık. Ben o gece bol bol birinci viteste dolaştım. Kavramaydı, dur kalktı derken. Öğrendim sözde… Bu işi tam yapmak lazım tehlikeli çünkü. Önce Yamaha’nın bir eğitimine gittim, sonra da BMW Rider Academy’den Sarper hocadan eğitim aldım. O motoru 1,5 seneye yakın kullandım. 19,000 km yaptım. Ondan sonra kandırdılar beni ve sıfır 1200 Adventure aldım. Aldım ama onu aldıktan 2 gün sonra (200 km yol yaptıktan sonra) kaza yaptım.

 

E.K.: Çok geçmiş olsun. Nasıl oldu kaza biraz bahseder misin?

 

 

Geveze: Servisten 4000 deviri geçme demişlerdi. Ben de Gültepe’de bir yerde sollama yapıyordum. Saate baktığımda 6000 devirdeydi. Farkettiğimde biraz panikledim belki de. Gazı bıraktım kafamı kaldırdım ama yol dönmüştü artık, ben de 50 km’yle filan bir duvara girdim. Ama gerçekten ucuz atlattım. Herkes kazasını hatırlar ama ben sonrasını hatırlamıyorum. Zaten kafamı da çarpmışım. Kaskım patladı. Motorun tamir edilmesi de bir ay sürdü bu arada.

 

E.K.: Peki ya sende durum neydi?

 

Geveze: Yaklaşık 6 ay motora binemedim maalesef. Sağ bacağımda önden ve arkadan birer kas koptu, omzum ezildi, bileğim ezildi. Futbol hayatım bitti… (bir kahkaha patlatıyor). Beş ayın sonunda çekine çekine tekrar binmeye başladım.

 

E.K.: Koruma ekipmanı var mıydı üzerinde?

 

Geveze: Şunu söylemeliyim ki en önemli şey kıyafetler. Motor pantolonum olmasaydı dizim şu an yoktu. Ona rağmen ben 6 ay yattım. Her şeyim vardı benim. Dizlik, eldiven v.s. Bütün korumalar görevini yaptı aslında.

 

E.K.: Kazadandan sonra bir yardım eden filan oldu mu?

 

Geveze: Bir kurye arkadaş gelmiş yanıma. Allah razı olsun ondan. Şunu hatırlıyorum yalnız. Yanıma geldi “İyi misin abi?” dedi. Benim cevabım: “İyiyim galiba, abi motor devrildi sana zahmet kontağı kapasana, motor yanmasın!”… Yolun ortasında yatıyorum bacağım ezilmiş, kaslarım yırtılmış v.s. benim düşündüğüme bak! Yok yaa! Bu rahatsız bir durum… Deli miyiz biz? (gülüyoruz). Dahası da var. hastaneden çıkıp eve gitmeden önce İstinye’ye BMW’ye gittim. Motorumu gördüm. Öyle gittim eve.

 

E.K.: O halde motoru düşünmek değil mi… Bu nasıl bir sevda?

 

Geveze: Yok bu sevda filan değil, hastalıklı bir durum bence. Esas olana bakın; kazadan sonra taksiye aldılar beni. Yanımda eşim var. Taksinin kapı aralığından motora bakıyorum ben… “Motorum nasıl?”. Eşimin yüz ifadesini unutamam…

 

Cem Batırbaygil: Kazadan sonra motordan vazgeçmeyi hiç düşün mü? Ya da bir korku yaşadın mı?

 

Geveze: Vazgeçmeyi hiç hem de hiç düşünmedim. Ama korku yaşadım tabii.

 

C.B.: Nasıl çözdün bunu? Nasıl üstesinden geldin?

 

 

Geveze: 20’yle 30’la gidiyordum. Herşeyi çok yavaş yapıyordum. Motoru hiç yatırmıyorum. Dimdik sopa yutmuş gibi oturuyorum. Çok zordu aslında o süreç. Hep o hatamı düşündüm. Çok fazla göstergelere bakmamam gerektiğini bir kez daha hatırladım. Çünkü motorda her şey bir anlık dalgınlıkla bitebilir. Bir keresinde Çanakkale’de gece sahne programımız vardı. Sabah 5’te kalkıp radyoya geldim. Programdan çıkıp Çanakkale’ye geçtim. Gece 12’de de oradan çıktım ki sabah 6’da radyoda olabileyim. Keşan’da çok uykum geldi. Sağa çektim bir yarım saat kadar uyudum. Bünye bitti çünkü. Uykusuzluk yorgunluk… Sonra Tekirdağ civarlarındaydı sanırım halüsinasyon görmeye başladım… Ve sonra cidden uyumuşum. Yani süresini bilmiyorum ama gözümü açtığımda bir kamyon vardı önümde. Ani bir hareketle önce sola yatırdım motoru, sonra sağa geçtim. 120’yle filan gidiyorum. Ama o anki halimi anlatamam size. Adrenalinden ellerim su gibi olmuş ağzım kupkuru… Çok kızdım kendime inanın. Dedim “Naaapıyosun sen? Deli misin? Bu nasıl bir cahillik?”

 

O günden sonra bir daha “yetişmek” için motora binmedim

 

E.K.: Gerçekten çok tehlikeli…

 

Geveze: Tabii ki… O günden sora bir daha bir yere yetişmek için motora binmedim. O benim son “yetişme motorum”du. Çünkü sonrası bir azaptı. Ayık kalmak için kaskın vizörü açık geldim resmen. İnsan öğreniyor. Ama kimisi şanslı kimisi şanssız öğreniyor. Daha da kötüsü başkalarına öğretmek, Allah korusun!

 

E.K.: Trafikte rahat mısın?

 

Geveze: Rahatım, bu motorla tabii. Küçük motorlarla kendimi çok küçük hissediyorum. 150’lik motorla çıktım bir keresinde. Sanki kimse beni görmüyormuş gibi geliyordu. 5 senede 40.000 km yol yaptım yaklaşık… Senelerce Maslak Merter arası gittim geldim.

 

E.K.: Uzun yol seviyor musun?

 

Geveze: Yazları İzmir’e Foça’ya giderim motorla. Güzel bir rotam var benim. Keyifli. Susurluk’tan Balıkesir, Balıkesir’den Ayvalık, Ayvalık’a gelmeden soldan İvrindi sapağı var o yol sizi Bergama’ya indiriyor… Köy yolu orası. Bergama’ya inip de kıyıdan gidince doğru Eski Foça’ya giriyor. Dağda bir off-road yolum var benim. Bazen orayı tercih ediyorum. Bu sonuncusu da bir olay oldu. Yola girdim. GPS’im bozuldu. Yoldayım ama nerden ne tarafa gideceğim de Bergama’ya ineceğim bilmiyorum. Her yer Bergama… Sonunda cep telefonumun GPS’ini açtım da o nokta bu nokta diyerek göz kararı indim Bergama’ya… İndim de nereye? 40 km geçmişim bu arada. Çok keyifli bir yoldur tavsiye ederim.

 

E.K.: Grup gezisi yapıyor musun?

 

Geveze: Yok bu kötü bir özellik ama ben tek başıma gezmeyi seviyorum. Ama yalnız çıktığım için muhakkak bu google earth özelliğini açıyorum telefonumda. Ki insanlar bilsinler neredeyim…

 

E.K.: Peki, daha uzun seyahatlerin oldu mu? Ya da planlar dâhilinde mi?

 

 

Geveze: Ankara’ya gittim. Tekirdağ, Çanakkale, Edirne… Aaa bir kere de Antalya’ya gittim. Var aslında uzun yol planım. Yunanistan Makedonya öyle bir rotada 15 gün gitmek istiyorum… İnşallah.

 

E.K.: Bir de yelken yaptığını biliyoruz? Yelkenle ilgilenenler genellikle motosiklet de kullanıyorlar. Nasıl bir ortak noktası var ikisinin?

 

Geveze: Evet. 13 senedir yelken yapıyorum Beneteau First 37’m var bir tane. Yelken dertli ve yorucu bir iş… Ama bunun keyfini hiçbir şeye değişmem. Seks mi yelken mi deseler bana… Yelken derim… (durup düşünüp gülüyor). Ben tam bir yarışçıyımdır. Hayatta çok hırslı bir insan olmadım hiç. Sesimi yükseltmem bile. Ama yarışta canavara dönüyorum. Hele o yarış başlamadan önceki 5 dakika motoru kapatınca… Motosiklette böyle bir hırsa yer yok tabii. Her ikisini ortak noktasına gelince; tabii ki rüzgar ve özgürlük.

 

E.K.: Rüzgar ve özgürlük demişken, pistte kullandın mı hiç?

 

Geveze: Evet. Süleyman Memnun’dan eğitim aldım. İzmit Körfez’de. Motor ne kadar yatıyor, nasıl gidiyormuş gördüm gerçekten. Baya bir faydası oldu. Doğru viraj almayı öğrendim. Lastiklerimin yanaklarında pütürler çıkıntılar vardı. Pist gününden sonra bir baktım ki lastik tertemiz. Değmeyen yeri kalmamış… Ama tabii öğrendiklerimi İstanbul’da şehir içinde ne derece uygulayabilirim orası muamma! İstanbul Park’ta bir tanıtım vardı oraya davet etmişlerdi beni o zaman da Varadero kullandım. Çok keyifliydi gerçekten. Hayret ettim, adamlar o virajları nasıl o hızlarla dönüyorlar?

 

Hayret ettim, adamlar 7 no’lu virajı nasıl o hızlarla dönüyorlar? Ben 20’yle bir iki bir iki diye döndüm…

 

Bir keresinde de BMW M6’nın tanıtımı vardı. Türkiye pist şampiyonunun yanında o pisti döndüm. Binerken sordu bana; “Nasıl istersin yarış temposunda mı kullanayım normal mi?” dedi. Ben de “Bir daha bu fırsatı nerde bulurum? Tabii ki yarış temposunda…” dedim. “İyi de sen ürkme” dedi. “Ölmeyiz di mi?” dedim sadece… Bir başladık. Amanın! 500 bg’lik bir araç. İçerideki merkezkaçtan ben sürekli sağa yapışıyorum. Mücadeleyi size anlatamam. Bir ara sordum “Kaçla gidiyoruz?” dedim. Baktı “260” dedi… Bir ara viraj alırken “Abi kayıyoruz” diyebildim. “Tabii kayıcaz 220’yle dönüyoruz” dedi! Ben o an bittim!

 

E.K.: Bu keyifli pist hatırasıyla sohbeti bitirelim… Çok teşekkürler. Çok keyifli bir sohbetti. Yolda da denizde de *pruvanız neta olsun!

 

*Pruva: it. Prova, a. (pru’va) den. Geminin veya sandalın ön tarafı, baş bölümü. “Pruvanız neta olsun”: Geminin önüne seyrine engel olacak, onu yolundan edecek veya tehlikeye düşürecek bir durumun gelmemesini dilemek için seyire çıkan gemi kaptanına söylenen sözdür.

Cevap bırakın