Menu
in

İpek Yolunda Motor Sürmek

Yazar: Pervin Ozulu

Tarihi İpek yolunu bilmeyen veya duymayan yoktur, ama o yolun Türk topraklarından geçmiş olduğunu ve hala izlerini takip edip o güzergahı kullanabileceğinizi biliyor muydunuz?

İpek Yolu çok önemli bir tarihi yoldur ve bu dev tarihi yolun Gebze’den İznik güzergahı kısa bir kısmı da olsa en önemli kısımdır. Bu meşhur yol ne kadar da eski de olsa şu an bugünkü tarihimizde bile hala kullanabiliyoruz ve ona sahibiz. O çağlarda İstanbul’dan Anadolu’ya bağlanan çeşitli güzergahlar kullanılmış. İzmit toprakları bu yollar için çok önemli bir kavşak noktası olmuş. Ağırlıklı olarak Üsküdar – Kartal – Pendik – Gebze – Diliskelesi ve buradan denizyoluyla İznik’e ulaşılırmış. İstanbul’u Anadolu’ya bağlayan yolun ikinci güzergahı Hereke üzerinden İzmit Körfezi’ni dolanıp Gölcük’teki Kazıklı Kervansaray’ı idi. Kazıklı Kervansaray’dan sonra Samanlı Dağları’nı aşarak İznik’e giderlermiş.

Bu yollardan çoğumuz geçmiştir, ben de çok kullanmışımdır, ama bu gezimde Istanbul’dan yola çıktığımda bu sefer tamamen tarihe odaklanarak yola çıktım. Bu bakış açısıyla sürüş yaparken yolda ilerledikçe, sanki zamanın içinde geriye gidiyormuşum gibi hissettim. İzmit Körfezini dolanarak gittim ve kendimi Kazıklı Kervansaray’ın önünde bulunca o çağlara dönmüştüm adeta. Fantastik filmlerden gördüğümüz hani şu zaman makinaları vardır ya, onu çalıştırınca zaman içinde yolculuk yapıyorlar, tıpkı onun gibi motorum bu gezide bir zaman makinası olmuştu, resmen geçmişe yolculuk yaptım. 16. Yüzyıldan bugüne kadar ulaşan Kazıklı Kervansarayı, ahşap örtülü Osmanlı İpekyolu güzergahı üzerindeki tarihi bir yapıdır. O eski zamanlarda İstanbul’dan yola çıkan kervan ve hacıların önemli bir menzili olan Kervansaray aynı zamanda Osmanlı ordusunun Anadolu tarafına sefere çıktığı zaman konakladığı bir yerdir. Günümüzde o Kervansaray İzmit yakınlarında “İpek Yolu Bulvarı” üzerindedir ve “Kazıklı Kervansaray” adıyla çok amaçlı bir Kültür Merkezi olarak hizmet vermektedir.

 

 

Tarihi yapının özgün duvarları restore edilerek, duvarlardan 2,5 m. içeride ek bir kültür yapısı tasarlanarak restore edilmiştir ve bugün çeşitli kültürel etkinlikler için kullanılmaktadır. Oraya vardığımda fotoğraf çekmek için motoru binanın çeşitli yerlerinde park ettim, fena bir heyecan sarmıştı beni, fotoğraf çekme tutkumla kendimi kaybetmek üzereydim.

Binanın giriş zemini camdan yapılmış. Cam üzerinden yürüyerek binanın içine giriyorsunuz, mest oldum. Tarihe ve onu yaşatmak için yapılan emeklere fazlaca düşkünlüğüm var sanırım. Sadece bir motor sürücüsü de olsam, tarihi değerler yakalayınca gezilerime çok daha başka bir anlam katmış oluyorum, kendimi kaşif gibi hissettiğim bile oluyor. Motor sürmek aslında hep bir keşif değil midir? Bazen yeni bir yemek mekanı buluruz, bazen yeni insanlarla sohbetler yakalarız, bazen yeni manzaralar bulmak için yolculuk ederiz ve yolların hikayeleri ve tarihleri karşımıza çıkar. Bunlar değil midir bizi hep tekrar tekrar gezilere ve yollara sürükleyen. Gezim tam bir kültür gezisi olmuştu, Kültür Merkezini gezmek tamamlayıcı unsur oldu. Özenerek restore edildiği her haliyle belli, Gölcük Belediyesine ve emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. Oradan ayrıldığımda yoluma devam ettim, Ihsaniye üzerinden İpek Yolundan gittim ve böylece dağ yoluna sapmış oldum. İlerledikçe yeşilliğin içinde kaybolmuş gibi bir sürüş keyifi yaşadım.

 

 

Etraf o kadar yeşil ki, sanki yakın yerlerde hiçbir yerleşim yeri yokmuş hissi verdi. Ara sıra bir iki köy evi görünce insan biraz rahatlıyor, “Tamamen yalnız değilim” diyorsunuz. Yol asfalt ve sorunsuz, kıvrımlı güzel bir yol. İlerledikçe “İpek Yolu Konaklama” karşıma çıktı. Çay molası için muhteşem bir yer. Kışın soba ile ısıtılan salaş bir mekan, yazın ise serinliğine doyum olmuyor. Yol üzerinde ara ara çeşmeler bulunuyor, suyun tadı birbirinden farklı gibiydi, hatta bir tanesinin tadı şerbet gibiydi, içtikçe içmek istedim. Bulunduğum bu yol dağlar üzerinden İznik’e kadar devam ediyor.

 

 

İpek Yolu eskiden doğu ile batıyı ticarette birleştiren bir köprüydü ve tarihi ticaret yollarından birisi olduğundan çok önemli bir yere sahipti. O güzergahlarda motor sürerek bir kültür gezisi yapmak çok kolay aslında, görülecek çok güzel manzaralar var. Ülkemiz adeta bir açık hava müzesi. İpek Yolu Ortaçağ’da Antakya’dan başlayıp, Gaziantep’ten geçerek İran ve Afganistan’ın kuzeyinde Pamir Ovası’na kadar uzanmaktadır. Ayrıca, Anadolu’da Güneydoğu Bölgesi’nde bulunan Gaziantep ve Malatya’yı geçip, Trakya üzerinden ve Ege kıyılarında İzmir, Karadeniz’de Trabzon ve Sinop, Akdeniz’de ise Alanya ve Antalya gibi önemli limanlar üzerinden Avrupa’ya ulaşırdı. Aslında İpek Yolu Çin’in en uç noktasından başlıyor ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinden geçerek İstanbul’da birleşen bu yolmuş ve Avrupa’nın içlerine kadar devam etmiştir.

Tüm İpek yolu rotası bence müthiş bir macera içeren tarihi bir gezidir. Yolun adını da Çin’den ipek satın alındığı için ona göre verilmiş. Sadece tüccarların değil, aynı zamanda doğudan batıya ve batıdan doğuya bilgelerin, orduların, fikirlerin, dinlerin ve kültürlerin de yolu olmuştur. Vaktim daralmıştı ve devam etmedim, dönmem gerekliydi.

Ancak İstanbul’a dönmeden önce Annemin çiftliğine uğradım. Ona geldiğimde arazide kocaman bir kepçe duruyordu. Bir çalışma için kepçe aracını Annem çağırmış. Kepçenin sahibi melek gibi çok mütevazi bir köylü, Hikmet Abi. O kadar güler yüzlü o kadar iyi niyetli ki, insan bazen böyle insanlarla karşılaşınca inanamıyor. Bana illaki kepçe kullanmasını öğretmek istedi. “Motosiklet kullanıyorsun, sen cesaretli ve beceriklisin, kepçe senin için çocuk oyuncağı” deyip beni heveslendirmek istedi. Annem de destekledi ve rahatlıkla kullancağımdan çok emindi.

 

Aslında benim de aklıma gelmedi diyemem de “Kepçeyi kullanmak istiyorum” diyemezdim, demedim zaten. Hikmet Abi ısrar etti ben de kıramadım, hatta koşar adımlarla gittim kepçenin yanına. Şoför mahaline tırmanarak girdim ve direksiyona geçtim. Bir ilkokul çocuğun sevinci vardı yüzümde, sevinçten çatlayacak gibiydim. Biz iki teker severler hep mi böyle değişik şeylerle mutlu oluyoruz? Cam mekan olan şoför yeri çok keyifliydi, koltuk dönme dolap gibi kendi etrafında dönüyordu, hem önde hem arkada direksiyonlar ve bir sürü kumandalar vardı.

 

Kullanımı ne arabaya ne de motora benziyordu, zaten olay kepçe ile çukur açmak gibi işler. Cam mekanın içine koltuğun üzerine oturunca ilk motora bindiğim anlar ve heyecanlarım aklıma geldi. Sevinçten deliler gibi gülmek geçiyordu içimden. Kepçeyi kullanmaya başladığımda neredeyse tecrübeli biri gibi araca sahip çıkabildim.

 

Bu kadar çabuk öğrenilmiyormuş normalde, aynı anda farklı kumandaları ayrı ayrı doğru anda ve doğru gücü ayarlayarak kullanmak o dev aracın aslında ne kadar hassas olduğunu görünce kepçeye hayran kaldım. Sistemi anlayınca çukurlar açmaya ve toprağı başka yerde istiflemeye başladım. Artık Hikmet Abi yanımdan gitti, bıraktı beni kepçeyle baş başa. Mutluydum, annem de keyifliydi, sürekli beni izledi, çok uyumlu bir aileyiz çok şükür. Kepçe kullanmak aslında hiç de kolay bir şey değilmiş, hemen öğrendiğime bakmayın. Hassasiyet ve konsantrasyon gerektiriyor, alıştıktan sonra tabi ki daha kolaylaşır ancak çok net diyebilirim ki “Emek ve yetenek isteyen ağır bir iş”. Bu araç hantal göründüğü halde hantal kullanılmadığını ve nazik bir kullanım şekli olduğunu söylemeliyim. Hikmet Abi o dev kepçeyle bahçede ince uzun tek bir gül dalını zerre kadar gülü hiç bir şekilde sarsmadan ve zedelemeden kepçeyle toprağından çıkardı ve başka yere taşıdı ve hatta hiç titretmeden bile yeni yerine oturttu.

 

 

Bu ustalık ister ve bunu ancak severek çalışan biri yapabilir bence. Kocaman kepçeyle narin gülün taşınmasını izlemek gerçekten güzeldi. Aracı kaç saat kullandım hatırlamıyorum ama çok terlemiştim, belki heyecandan belki de güneşin altında cam mekanın içinde olduğum için çok terledim, ama müthiş keyif aldım. Yepyeni bir bakış açısı ve yetenek daha katmış oldum hayatıma. Annemin arazisinde sürekli kuyular açıp kapatarak delice eğlendim. Sanki çiftliğimze dev bir köstebek dalmış ve her yeri alt üst etmiş gibi oldu. Bu yazımla İpek Yolu hakkında paylaştıklarım belki bir geziniz için fikir vermiş olabilirim, bazen bir fikirden başka fikirler ve hevesler de doğabilir ya da okurken hayallere dalmış gitmiş olabilirsiniz. Tarihi hiçbir zaman unutmamak gerek, aynı zamanda da geçmişte yaşamadan hep ileriye gitmek gerek. Yolunuz daima aydın ve açık olsun…

Cevap bırakın