Menu
in

Motoroman – İstanbul’dan Katmandu’ya – Bölüm II

 

İstanbul’dan İran’ın doğu sınırlarına, Pakistan’da Karakoram yolu, Hindistan’da bitmek bilmeyen dağ yolları ve sonunda Nepal. Çağlar Erkenci ve Africa Twin’i ile 20.000 km’lik bir Motoroman’a hazır mısınız?

Geçen sayımızda yolculuğumun hazırlık dönemini ve Doğubayazıt’a kadar olan kısmını anlatmıştım, şimdi artık sınırı geçiyoruz ve doğuya doğru ilerlemeye devam ediyoruz.

 

İran gümrüğünden tam çıkmak üzereyken bana son olarak bir bina daha gösterdiler ve gösterirken de “sigorta” dediler. Binaya yöneldim ve sigorta işi biraz üzücü sonuçlandı çünkü motosikletlere minimum 1 yıllık düzenleniyormuş ve benim aracım için hesaplanan tutar 137USD gibi bir rakam çıktı. Yapacak birşey yoktu ve üzerinde Farsça yazan ufak kağıdı paşa paşa aldım. Sigorta işini de hallettikten sonra artık resmen İran’daydım, kapıdan çıktıktan sonra kenara park ettim ve Bazargan sokaklarını izlemeye başladım, yolculuk esas şimdi başlamıştı. Fazla vakit kaybetmeden Maku’ya doğru yol almaya başladım, Maku devasa kaya duvarlarından oluşan bir kanyonun içine kurulmuş, sık sık durup kayalara baka baka şehri geçtim. Anayol oldukça kalabalıktı, kamyonlar biraz canımı sıktı ve K ara Ziya’Eddin girişinde gördüğüm ilk büfenin önünde durdum. Bu kasabada bir otel olduğunu öğrenince kalmaya karar verdim, otelin kapısı açılınca avluda yabancı bir çiftin yemek yediğini gördüm, otel sahibi Hasan ağa onlarla gayet güzel İngilizce konuşmaya başladı ve bizde o andan itibaren kendisiyle İngilizce ve Türkçe karışık anlaşmaya başladık. İskoç çift bisikletleri ile İskoçya’dan İran’a gelmişler, güneye inip Dubai’ye geçip yollarına devam edeceklermiş. Odaların pek temiz olmadığı ama güvenli bir avlusu olan ve merkezi konumuyla bu otel Tebriz’e varamayanlar için güzel bir alternatif olabilir. İran’da duş ve tuvaletlerin ortak kullanıldığı ucuz otellere bizdeki pansiyon yerine misafirhane deniyor ve çoğu şehirde mevcutlar. Akşam yemek yemek için dışarı çıktığımda bir telefon hattı da satın aldım ama hattın kullanıma açılması için Post Bank denen yere kayıt yaptırmak gerekiyormuş, bu işlemi de sabah olunca hallettim ve Tebriz’e doğru yola çıktım. Litresi 50 Kuruştan benzin satın aldım, yol yine yoğundu ama sorunsuz bir şekilde Tebriz’e vardım, Tebriz büyük bir şehir ve İran’ın trafiğini bana yavaş yavaş hissettirmeye başlamıştı. Akşamüstü olduğunda Tebriz sokaklarında yürüyordum, kapalı çarşısında bir miktar vakit geçirdim, gerçeten epey büyük bir çarşı ama pek te özelliği yok, farklı işler yapılan veya satılan dükkanlar göremedim pek. İran’daki ikinci günümde pek yabancılık çekmiyordum, insanlarla anlaşmak oldukça kolaydı, İran’ın bu bölgesi zaten Azerbaycan diye geçiyor ve popülasyonun çoğu Azeri kökenli.

 

Meşhed yolunda ikinci gün yağmur arasıra yağdı, gökyüzü ve yol harikaydı. Trafik uyarı tabelaları sayesinde Farsça rakamları öğrenmeye başlamıştım.

 

Tahran’a gitmeden önce Hazar kıyısına doğru çıkmak istiyordum, Tebriz’den çıktıktan sonra Miyaneh’te artık anayoldan ayrıldım ve kuzeye doğru çıkmaya başladım. Sonunda istediğim gibi yollara kavuşmuştum, pek araç geçmeyen, dar ve güzel köy yollarındaydım. Masuleh’e doğru çizdiğim rotada yolun yaklaşık 60Km’lik bölümü tamamen topraktı, çok güzel dağlar geçtim ve orman sınırının da üzerine kadar yükseldim. Dağları aşınca Masuleh’e doğru inmeye başladım, biraz irtifa keybettikten sonra sıcak ve nemli hava tokat gibi suratıma çarptı. Masuleh beklediğimden öte kabus gibi kalabalık bir sayfiye mekanıymış, yüzlerce otomobil ve insan seli karşıladı beni. Hemen yoldan aşağıya doğru devam edip bir yol kenarı dinlenme tesisinde derme çatma odama kavuştum ve ocağımı yakıp yemeğimi pişirdim sonra da derenin sesiyle mis gibi uyudum. Bu sıcaktan ve nemden kaçmam lazım diyerek sabah hızla Tahran’a doğru yol almaya başladım, ilk mola verdiğim yerde beni gören iki arazi aracı durdular, ekonomik durumları gayet iyi olan bu grup Off-Road ve fotoğraf meraklılarından oluşuyordu. Epey uzun süre muhabbet ettik ve aralarında profesyonel fotoğrafçı olduğunu söyleyen Hamid yolda giderken fotoğraflarımı çekti ve yolumuza devam ettik. Hava kararmaya yakın artık Tahran’a 60Km uzaklıktaydım fakat otobanda trafik bir anda durdu, emniyet şeridi de işgal edildiği için Tahran’a varmam üç saati buldu. Kalmayı planladığım otelde yer yoktu ama lobide bir süprizle karşılaştım, resepsiyonist otellerinde araçlarıyla seyahat eden bir Türk çiftin kaldığını söyledi, hemen odaya telefon edildi ve Umut karşımdaydı. Suzuki Vitara’larıyla uzun soluklu bir Asya turuna çıkmışlar, hemen telefonlarımızı aldık ve paslaşma sözü vererek vedalaştık. Hemen yakında başka bir otel vardı ve oraya yerleştim, sonraki gün sokağa çıktığımda motosiklet enflasyonu beni şoka soktu, gözlerime inanamıyordum, karşıdan karşıya geçerken çok zorlanıyordum çünkü heryerdeydiler. Tahran’da 2 gece kaldım, bir tam gün şehirde yürüdüm ve şehri biraz anlamaya çalıştım. Sokakta diz altı şortumla yürürken aldığım birkaç tepki üzerine konuyu yolda duran bir polise sorduğumda ise “no problem take it easy” (sorun yok, rahat ol) cevabını almam beni rahatlattı.

 

Konakladığım çoğu yerde motosikleti bahçe, avlu veya otoparka park ettim, bu seçeneklerin olmadığı yerlerde ise fotoğraftaki gibi görüntüler ortaya çıktı. Fotoğraf Meşhed’de kaldığım otelin lobisinde çekildi.

 

Kısa Tahran turumu sonlandırıp sabah Demavend’in eteklerinden giden yola girmiştim bile, yaklaşık 2500 Metreye tırmanan bu yol oldukça kalabalıktı ve dağların kuzeyine geçtiğim anda yağmur başlayıverdi. Yazlık kıyafetlerimi kışlıklarla değiştirdim çünkü bu bölgenin yağmurlarıyla ünlü olduğunu biliyordum, nitekim öyle oldu ve Gorgan’a kadar yağmurda ilerledim. Gorgan’a vardığımda rehberden baktığım bir misafirhaneye gittim ve yerleştim. Motoru avluya dar bir kapıdan sokmaya çalışırken sol çantam kapıya sıkıştı ve 3-4 kişi zar zor çıkardık. Karnım acıkmıştı ve güzel bir restoran buldum, sahibi genç çok az İngilizce biliyordu ve dükkanı saat onda kapatacağını sonrasında beni biryerlere vakit geçirmeye götürebileceğini söyledi, ben de kabul ettim. Zaten birileriyle tanışıp vakit geçirmek istiyordum, böylece insanları da biraz olsun anlayabilecektim. Macid’in arkadaşlarıyla buluşup “sofrakhane” denilen mesire yeri gibi bir yere gittik, ve tüm gece yedik içtik. Sabah yine yağmurla uyandım ve Meşhed şehrine doğru yola çıktım, Golestan Dağları’nda vakit geçirmek istiyordum ama pek motive değildim ve yoluma devam ettim. Meşhed İran’ın ikinci büyük şehri, epey karışık bir trafiği var, fazlaca kutsal mekanı da barındırıyor. Şehrin en eski otelinde kaldım, adı Pars, zaten İran’da Pars ismi çok yaygın. Otel, içecek, yoğurt, motosiklet… Pars ismi heryere, anlamı ise basit “Pers”.

 

İran, Türkmenistan ve Afganistan sınırlarının buluştuğu bu su kenarında uzun süredir görmediğim çimenler ve ağaçlar vardı. Salihabad kasabasından olduklarını söyleyen bu neşeli grup motosikletleriyle pikniğe gelmişler. Kamp yapmak için harika bir yerdi, arka planda görünen tepelerden sol taraftaki Türkmenistan, sağ taraftaki ise Afganistan sınırını çiziyorlar.

 

 

İran’da büyük şehirlerde çok fazla motosiklet var ve bu motosikletler ile aklınıza gelemeyecek boyutta eşyaları taşıyorlar. Motosikletler genelde Honda CG125 benzeri ama hiç duymadığımız markalardan oluşuyor.

 

Meşhed’den sonra artık bilinmeyen yollara giriyordum, amacım Türkmenistan sınırı boyunca Güneye devam etmekti, sabah yola çıktığımda çok mutluydum, coğrafya bir anda değişmişti, etrafta pek kimseler yoktu. Sınıra varmıştım ve solumda Türkmenistan manzarasıyla nefis yollarda ilerliyordum. Afganistan sınır çizgisi çok uzakta değildi, haritamda ve Google Maps’te görünen sınır yolunu bulmaya çalışıyordum. Üç ülkenin birleştiği noktadan sonra girdiğim yol bir karakola ulaştı ve askerler yolun kapalı olduğunu söylediler, yani bu yola girmek yasak anlamına geliyordu. Birkaç Km geri dönüp sınıra paralel başka bir yoldan devam etmeye başladım ve bu yol bir miktar sonra giremediğim yol ile birleşti. Kontrol noktasını atlatmıştım ve solumda bu sefer Afganistan vardı. Pek yaşam belirtisi olmayan hızlı bir toprak yoldan keyifle ilerliyordum, dağların arasına girmiştim artık, yüksek tepelerden birkaçında kaleye benzeyen karakollar görmeye başlamıştım. Hava kararmak üzereydi ve kamp yapacak kuytu bir yer aramaya başladım, korkmuyordum ama gece ışığımın Afganistan ve İran tarafından görülmesini istemiyordum. İşte tam bunları düşünürken bir askeri araç ve askerlerle karşı karşıya kaldım, bir su kaynağından su dolduruyorlardı. Beni gören askerler şoka girmişlerdi, o kadar şaşırmışlardı ki işte o an hiç bulunmamam gereken bir yerde olduğumu anladım. Biraz iletişim kurba çabalarının ardından geri dönmemi istediler, ben de bu saatte geri dönemeyeceğimi kamp yapmak istediğimi söyledim ama onlar da bunun çok tehlikeli olduğunu söylediler. Bir süre anlamsızca karşılıklı beklemeden sonra o zaman beni karakola alın orada uyuyayım dedim, ona da yok dediler. Sonunda karakola girmiştim, resmen kale gibi bir yapının içindeydim, askerlerin hepsi avluda toplanıp bana ve motosikletime bakmaya başladılar. Komutan karakolda değildi, kendisini beklerken yemekler yendi, çaylar içildi. Ben orada uyuyacağımı zannederken komutanın gelmesiyle işin rengi değişti, kendisiyle çok iyi anlaştık ama kurallar gereği beni oradan çıkartmaları gerekiyordu. Arka çantamı bir askeri araca yükledik, çantanın yerine ise bir asker oturdu, 80Km’lik oldukça bozuk yolu gece saat 10’da komple geri döndüm ve başka bir karargaha vardık. Geceyi bu karargahta geçirdim, sabah başka bir merkeze gideceğimizi söylediler.

 

Tebriz’den sonra anayoldan ayrılma vakti gelmişti, bu yolda beklediğimden çok daha az yerleşim yeri ile karşılaştım.

 

Tutuklanmamıştım ama gitmeme de izin verilmiyordu, biraz canım sıkılmaya başlamıştı. Sabah Taybad’daki askeri merkeze gittik, birkaç saat bekledikten sonra bir tercuman geldi ve olayın detaylarını anlatmamı istedi, ve akşama doğru artık özgürdüm. Böylece İran’da bazı sınır yollarının yasak olduğunu da öğrenmiş oldum. Zahedan’a doğru yola koyulmanın vakti gelmişti, Taybad’ın ardından bir gece de Birjand’da konaklayarak Zahedan’a vardım. Artık çöllerin ortasında dümdüz yollarda ilerliyordum, yan rüzgarlar oldukça sert ve yorucuydu. Zahedan’a varınca artık eskort gerçeği ile de tanışmış oluyoruz, İran’ın bu bölgesi de yıllardır sorunlu. Ağırlıklı olarak Beluci’lerin yaşadığı bu bölgeye Belucistan deniyor ve İran’ın geri kalanı Beluci’leri pek sevmiyor. Geçtiğimiz yıllarda yaşanan birkaç kaçırılma olayından ötürü yabancıların bu bölgede yalnız hareket etmelerine pek izin verilmiyor. Şehrin girişinde bir müddet eskort bekledim ve sonunda geldiler, otele gitmeden önce benzin almam gerektiğini söylesem de beni direk otele bıraktılar. Odama yerleştikten sonra dışarı çıkmak istediğimde resepsiyon polisi çağırmak zorunda olduğunu belirtti, çalışana biraz sert çıkışınca pasaportumu elinden kaptım ve dışarı çıktım. Yemek yedikten sonra bir taksicinin yardımı ile karaborsada para bozdurdum. Sabah Pakistan’a geçeceğim için heyecanlıydım, sınırın ötesinde bambaşka bir dünya beni bekliyordu. Güne yine eskortlarla başladım ve yine geç kaldılar, şehir içinde birkaç eskort değiştirdikten sonra bir karargahın önüne geldik ve bu noktada yeni eskort bir türlü gelmedi.

 

Meşhed Zahedan arasında bunun gibi çok fazla çöl geçtim, zemin kum değil ama yumuşak toprakla karışık taşlardan oluşuyor.

 

Sonraki değişim noktasında yine aynı şey oldu ve neredeyse tüm günüm beklemekle geçti, delirmek üzereydim, koca bir günü kaybetmiştim. Sınıra en yakın kasaba olan Mirjaveh’e ancak varabilmiştim, ve gün boyu ancak 84 km yol alabilmiştim. Bu kasaba oldukça enteresandı, yine resepsiyondan sıyrılıp dışarı kaçmayı başarmıştım. Artık Pakistan’a geçmek istiyordum ama İran güvenlik güçleri yüzünden sürekli vakit kaybediyordum, tüm bu önlemlerin benim güvenliğim için alındığını biliyordum ama organizasyon eksikliği had safhadaydı. Tüm bu beklemeler sırasında elbette köşede durup sessizce vakit geçirmiyordum, çoğu kez isyan ettiğim oluyordu, dil sorunu olduğu için bu isyanların da bir anlamı kalmıyordu. Artık sınıra 10 km uzaklıktaydım, ve sabah Pakistan’a geçeceğime emindim. Yeni günde motosikletimi hazırladım ve eskortu beklemeye başladım, zamanlama iyiydi, artık sınıra varmıştım. İran tarafında işlemler biraz uzun sürdü, artık bu ülkeden kaçarak uzaklaşmak istiyordum, o aradaki kapı sonunda açıldı ve motosikletimi Pakistan’a doğru sürmeye başladım.

 

2Enduro ekibinin daha önceki yolculuklarını www.2enduro.com ve www.facebook. com/2Enduro ve www.facebook.com/ motoroman.org sayfalarından takip edebilirsiniz.

Cevap bırakın