Menu
in

Motoroman – İstanbul’dan Katmandu’ya – Bölüm IV

 

İstanbul’dan İran’ın doğu sınırlarına, Pakistan’da Karakoram yolu, Hindistan’da bitmek bilmeyen dağ yolları ve sonunda Nepal… Çağlar Erkenci ve Africa Twin’i ile 20.000 km’lik bir Motoroman’a hazır mısınız?

Artık yolculuğun son etabındayız. Bu sayıda size Hindistan’ın kuzeyinden Nepal sınırına nasıl ulaştığımı, Nepal’de Katmandu ve ardından Pokhara’ya kadar neler yaşadığımı anlatacağım.

Hindistan ve Pakistan, Keşmir bölgesi yüzünden birçok kez savaştı ve bu iki ülke birbirini pek sevmiyor. Sınır kapısında da bu çekişme devam ediyor. Her iki tarafta da gösterişli binalar mevcut. Bu sınır kapısı kapanış töreni ile de ünlü ama Amritsar’da konaklamak istemediğim için, töreni dönüş yolculuğuma saklamayı tercih ettim. Pakistan’dan çıkış epey kolay olmuştu. İşlemler yüzünden Hindistan’a giriş biraz zaman aldı. Motosikletin üzerindeki tüm çantaları söküp X-Ray cihazından geçirmemi istediler, bu uygulama tüm çantalarımı açtırmalarından iyiydi. Sınırı sorunsuz bir şekilde geçtim. Sınır kapısını geçer geçmez harita üzerinde çalıştığım yollardan kuzeye doğru çıkmaya başladım.

 

Katmandu yakınlarındaki Nagarkot, Himalayalar’ı izlemek için en uygun yer. Motosikletim, ben ve Himalayalar…

 

Hindistan’ın kuzeyi, yani Keşmir bölgesi, görmek istediğim bir başka yüksek coğrafyaydı. Pakistan’da Karakoram yolu boyunca sürüş yaptığım için, Keşmir bölgesine pek param kalmadığını fark ettim. Aslında bu bölgeye fazla vakit ayırmak gerektiğini düşünüyorum. 15 günde tüm Keşmir’i hızlıca geçmek yerine 2-3 ay boyunca yükseklerde sürüş yapmayı planlamıştım hep… Bu sefer olmayacaktı Keşmir, “başka bahara artık” diyerek, yine dağlardan kopmayarak Dharamsala’ya vardım. Yukarı Dharamsala da denilen McLeod Ganj köyü Tibet lideri Dalay Lama’ya ev sahipliği yapıyor. “Kendisi neden Tibet’te değil?” derseniz, bu soruyu Çin’e sorun, derim. McLeod Ganj; küçük bir Tibet gibi… Pek çok Tibetli burada yaşıyor. Oldukça fazla turist var, bu kadar turistin olduğu yerde çeşit çeşit restoran ve mağaza da bulunuyor. Bu yüzden McLeod Ganj’da iki gece konaklayıp bol bol beslendim.

Hindistan’da sürüş yaptığım ilk gün Pathankot haricinde trafik kabusu ile karşılaşmadım. Bu noktadan sonra da sürekli dağ yollarında olacağım için, pek kalabalık yerlerden geçmeyecektim. McLeod Ganj’dan ayrılırken, motosikletimi çalıştırıp önümdeki yokuşu çıkınca, benzinimin bittiğini fark ettim. Epey şanslıydım ki, Dharamsala kasabasına kadar olan 12 km’lik yol -100 metrelik kısa bir bölüm haricinde- komple yokuş aşağıydı. Kısa bölümü hızımı alarak ve bir miktar da iterek geçmeyi başardım, benzinciye sorunsuz vardım.

Keşmir’e çıkmayacağım için biraz keyfim kaçmıştı ama yine de dağlarda sürüş yapmayı planlamıştım. Nepal’in en batısındaki sınır kapısına kadar, anayolları kullanmadan gitmeyi hedefliyordum. Toplamda dört gün sürecek olan Hindistan faslı artık başlamıştı. Bu dört günde o kadar çok viraj dönüp o kadar çok yokuş inip çıktım ki, bazı noktalarda tükendiğimi hissettim. Geçtiğim yollar zamanında asfaltmış fakat o kadar yıpranmış ki, dev çukurlar ve kesiklerle dolup taşmış. Çok sık olmasa da, bu yollarda ilerleyen bir kamyon veya otobüsün arkasında kaldığınız zaman, inanılmaz derecede toz yutarak sürmek zorunda kalıyorsunuz.

McLeod Ganj’dan çıktıktan bir süre sonra, yol kenarında motosiklete çantaları bağlamaya çalışan birkaç kişi gördüm ve hemen durdum. Üç kişilik bu ekip, Letonya’dan Hindistan’a yamaç paraşütü şampiyonasına gelmişti.

Aralarında sadece bir kişi uçuyordu. Şampiyona sonrası Spiti vadisine gitmeyi planlıyorlardı ama haritaları bile yoktu. McLeod Ganj’dan satın aldığım haritayı onlara hediye ettim, havalara uçtular. Üç kişi iki motor kiralamışlar; biri scooter, diğeri ise 150 cc’lik bir motosiklet… Motosiklet kıyafeti ve koruması gibi şeylerle uzaktan yakından alakaları yoktu. Taşıdıkları çadır ise, bizim yazlıkçıların kullandığı çadırlardandı ve en az 15 kiloydu. Bana “çılgınsın” dediler, ama esas onlar çılgındı bence…

 

 

Hindistan’a girdiğimde kalabalık yerine bomboş ve nefis yollarla karşılaştım. Elbette bu durum uzun sürmedi.

 

İlk gün Shimla’da konaklarım diye planlıyordum, ama şehre vardığımda sarp bir yamaca inşa edilmiş binalarla karşılaştım. Rehberden baktığım birkaç otele araçla ulaşım yoktu. Yol üstündeki mekanları da pek gözüm tutmadığı için, bilinçsizce yoluma devam etme kararı aldım. Shimla’da yürüyüp şehri gezemediğim için çok üzüldüm. Dimdik bir yamaca kurulu yaşam alanları fazlasıyla enteresan görünüyorlardı. Hava çoktan kararmıştı ve sıcaklık da hızla düşüyordu, yine karanlıkta sürüyordum. Kufri adında köy gibi bir yere vardım ve şirin bir otelle karşılaşınca, hemen fiyatta anlaşıp odama yerleştim. Sabah uyandığımda Himalayalar’ı başka bir açıdan görüyordum; meğer odam direk dağlara bakıyormuş. Epey uzakta olsalar da güne dağlarla başlamak çok güzel olmuştu. Sabah kısa bir süre yol aldıktan sonra, bir restoranın önünde iki bisiklet gördüm ve durdum. Fransız çift; oldukça uzun süredir yolda olduklarını, güneydoğu Asya ülkelerini gezdikten sonra Çin ve Tibet’i geçip Nepal’e girdiklerini söylediler. Tibet’e izinsiz ve rehbersiz girmeleri, günlerce yüzlerini saklamaları, otelde uyumayıp kamp yapmaları, sayısız kontrol noktasını atlatmaları gibi maceralar yaşayıp, bir şekilde Nepal’e girmişler. Şimdi de Hindistan’dalar. Planları; Hindistan’dan Dubai’ye geçip, oradan İran ve Türkiye’yi geçmekti. “Yolunuz açık olsun!” diyerek vedalaştık.

İkinci gün daha da kötü yollardan Chakrata’ya vardım. Köyün askeri bölgede olduğunu ve yabancıların girmesinin yasak olduğunu konuştuğum ilk kişiden öğrenmemin ardından, ilk bulduğum pansiyon benzeri mekana yerleştim. Çok yorgundum, saatlerce sürüş yapmama rağmen 200 km yol alabilmiştim. Yol boyu inanılmaz manzaralarla karşılaşıyordum. Çizdiğim rota ne kadar yorucu olsa da, sıcak ve kalabalık yerlerde sürüş yapmaktan iyidir, diye düşünüyordum. Nanda Devi Hindistan’ın en yüksek dağı; yüksekliği tam 7.816 metre. Sürüş yaptığım yollarda, genelde sol tarafımda bana eşlik ediyordu.

Üçüncü günümde Srinagar’a vardım, göstergeye baktığımda 220 km yol yaptığımı gördüm, yine oldukça yorgundum. Geçtiğim yollarda pek kimse yoktu, mola verdiğim köylerde de fazla insan görmüyordum. Anlayacağınız, pek turistik yerler değildi. Üç günlük yorucu sürüşten sonra Srinagar’da iki gece kalma kararı aldım. Uzun süreden sonra ilk kez internet olan bir yerde konaklıyordum. Ertesi gün şehirde dolaşırken “Peynir bulabilir miyim acaba?” diyerek bir arayışa girdim ve bu arayış yaklaşık bir saat sürdü. Peynir dışında birkaç domates satın aldım. Otelin köşesindeki dükkanda da ‘’roti’’ (yani bizim lavaş ekmeğinden) yaptırdım. Son olarak iki haşlanmış yumurta satın aldım. Artık kahvaltım hazırdı, çok mutluydum. Yolculuğum boyunca pek beslenme sorunu yaşamadım ama özellikle bizim alıştığımız kahvaltıları epey özledim. Bazen zor olsa da, yukarıda anlattığım gibi yöntemlerle kendimi tatmin etmeye çalıştım.

 

Bardia Milli Parkından ayrılırken karşılaştığım çocuklar, geniş düzlükte hayvanları otlatıyorlardı.

 

Nepal sınırında bulanan Banbasa kasabasına varmam için 450 km’ye yakın yol yapmam gerekiyordu. Çizdiğim rota, yine güneye inmeden dağların arasından gidiyordu. Sabah Banbasa hedefi ile tekerlekler döndü. Yolda karşılaştığım Amerikalı bir motosiklet kullanıcısı, geçmeyi planladığım rotayı kendisinin de uzun süredir yapmak istediğini ve yol hakkındaki izlenimlerimi kendisine yollamamı rica etti. Artık benim için klasikleşmiş bir şey yine tekrarlanıyordu; hava kararıyordu, yine gece sürüşü başlamıştı. Etrafta benden başka kimse yoktu, çeşitli vahşi hayvanlar ara sıra önümden geçiyorlardı. Nepal sınırına yaklaşmıştım ve artık güneye doğru iniyordum. Tanakpur’a vardığımda saat gece 12’yi geçmişti, zar zor bir otel buldum ve bisküvi yiyerek açlığımı biraz olsun gidermeye çalıştıktan sonra uykuya daldım. Uykuya dalarken heyecanlıydım; sabah Nepal’e giriş yapacaktım, yolculuğumun hedeflerinden biri gerçekleşecekti.

Sabah sıcak bir hava ile uyandım. Artık dağlardan inmiştim ve sıcaklık nemle beraber artmıştı. Hızlıca hazırlanıp birkaç kilometre uzaktaki sınır kapısına doğru sürmeye başladım. Kapıyı bulmam biraz zor oldu, ama işlemler hızlıca yapıldı. İki ülke arasındaki sınırı belirleyen epeyce geniş bir nehir ve Hindistan’dan çıkış yaptıktan sonra uzunca bir köprü geçiyorsunuz. Yani anlayacağınız, birkaç kilometre boyunca kimseye ait olmayan topraklarda sürüş yaptım. İki ülkenin vatandaşları da sınırı, sorgu sual olmadan geçebiliyorlar. Yani yerel biri gibi görünmeyi başarabilirseniz, sınırı elinizi kolunuzu sallayarak geçebilirsiniz.

Nepal tarafında giriş işlemlerini yaptıracağım binaları epey zor buldum. Pek yabancı geçmediği için, yetkililer oldukça sıkılmış durumdaydı. Artık Nepal’deydim, ortam sakinleşmişti, içimi bir huzur kapladı diyebilirim. Her yerde bisiklet süren insanlar vardı. Nepal’in güneyi Terayi diye adlandırılıyor ve oldukça düz, verimli topraklardan oluşuyor. Nepal’e girdikten sonra karşılaştığınız ilk büyük kasaba ise Mahendranagar… İlk işim kasabanın merkezine gidip kendime bir Nepal telefon hattı satın almak oldu. Sonra da doğuya doğru sürmeye devam ettim. Araç trafiği Hindistan ile kıyaslandığında Nepal’de oldukça azdı, rahat bir şekilde Bardia Milli Parkı’na vardım. Milli Park içinde bulunan oldukça fazla sayıdaki tesisten birini seçtim ve orada kaldım. Şansıma, epey eski bir mekanmış ve işletenler mükemmel insanlardı. Milli Park’ta gergedan, kaplan, fil ve daha birçok vahşi hayvan yaşıyordu. Turistler buraya safari yapmaya geliyordu. Tanıştığım konuklardan bazıları üç haftadır oradalardı, tek amaçları henüz göremedikleri kaplana bakabilmekti.

 

Nepal ve Hindistan arasında bulunan Banbasa sınır kapısı, Nepal’in en batısında bulunduğu için diğer kapılara oranla daha sakin…

 

Nepal’deki ikinci günümde pek enteresan şey görmeden ama huzur içinde ilerledim. Sonbahar olmasına rağmen Terayi bölgesinin nemi biraz bunaltıcıydı. Butwal şehrinde yol kenarında bir restoranda durdum. Dükkan sahibi ile mutfağa beraber girip yemeğimi pişirdik. Bu yöntemi yol boyunca çoğu kez uyguladım, çünkü siparişi verirken siz ne kadar sade olsun, baharat olmasın deseniz de, onlar yemeğe kendilerine göre bir şeyler ekliyor. Ben mutfağa girdiğimde hem her şey garanti oluyor, hem de çok güzel vakit geçirmiş oluyorum. Yemeğimi yerken dükkan sahibi arkadaki binanın bir pansiyon olduğunu ve orayı da kendilerinin işlettiğini söyledi. Motosikletimi güvenli bir yere koyup koyamayacağımı sorduğumda ise, binanın altındaki kepengi kaldırıp uygun olup olmadığını sordu. Her şey güzeldi, motosikletimi yol kenarında açıkta bırakmak istememiştim. Odamda bir miktar uçan ve yürüyen böcek vardı, ama 10 liraya bu kadar oluyordu.

Üçüncü günümde hedef artık Katmandu’ydu. Yola çıkışımın üstünden 45 gün geçmişti, artık sona yaklaşıyordum. Butwal’den sonra yol, vadilerin arasından tırmanmaya başladı, trafik artmıştı ve yol da bozulmaya başlamıştı. Katmandu ve Pokhara’nın tam ortasında bulunan Mugling kasabasından sonra, yol epey düzeldi ama trafik hala yoğundu. Nehir kenarından giden yol, çok güzel manzaralar sunuyordu. Katmandu’ya 20 km kala başlayan tırmanış ise, yolculuğun bitişine tuz biber ekti. Berbat bir zemin ve yürüme hızında ilerleyen kamyonlar, çoğu yerde geçişi imkansızlaştırdı. Tırmanış bittikten sonra Katmandu karşımdaydı; sık binalar, düzensiz bir şehir… Şehre girdiğim gün resmi tatildi, tabii ben bunu sonradan öğrendim, sokaklar bomboştu. Yıllardır adını duyduğum Thamel’e motosikletimle girmiştim. Etrafta doğa sporları malzemeleri satan onlarca dükkan vardı. Canlı ve rengarenk sokaklardan ilerledim ve kalacak yer aramaya başladım. Uygun bir yer buldum ve yerleştim, odaya eşyalarımı taşıdığımda aynada kendime bakıyordum. Hedefe ulaşmıştım, yolculuk bir süreliğine bitmişti.

 

Pokhara’nın hemen arkasında tüm ihtişamıyla poz veren Machhapuchhre dağı… Yüksekliği tam 6.993 metre.

 

Katmandu’da bol bol yürüdüm ve fotoğraf çektim, kendimce ufak çaplı kutlamalar yaptım. Şehirdeki ikinci günümde ise Pokhara’da birkaç ay beraber yaşamayı planladığımız yakın arkadaşım ve sevgilisi, uçaktan inip benimle buluştular. Dünyanın başka bir noktasında, yepyeni bir şehirde, hiç bilmediğim bir binanın köşesinde arkadaşımı beklerken, çok farklı hissediyordum. Akşam onlar bir araçla Pokhara’ya devam etti. Ben de sabah Pokhara’ya doğru yola çıkmak için hazırlandım. Aslında yolculuk Pokhara’da bitecekti, çünkü orada birkaç ay kalıp Mart-Nisan gibi tekrar dönüşe geçmeyi planlıyordum. Zaten Pokhara yolunun yarısını Katmandu’ya gelirken geçmiştim. Bilmediğim yarısı ise, inanılmaz dağ manzaraları ile beni karşıladı. 5-6 saat sürer dedikleri yolu, biraz hızlı giderek 3,5 saat gibi bir sürede almıştım. 2014 yazında farklı rotalardan Nepal’e giden birçok dostumuz oldu. Yolculukları öncesinde kendilerine olabildiğince yardımcı olmaya çalıştım. Bir kısmı sorunsuz şekilde Türkiye’ye geri döndüler. Siz bu yazıyı okuduğunuz günlerde ise, Ulaş Yiğit kardeşim yurda dönmüş olacak. Şu anda kendisi Pakistan’ın Quetta şehrinde bulunuyor. Namık Kemal Başbay abimiz ise, Nepal’e uğrayıp Tayland’a doğru sürmeye devam etti. Sanırım Myanmar’ı motosikleti ile geçen ilk Türk oldu. Samsun’dan Gökhan ve Serkan Pekin kardeşler ise, Keşmir’e çıkarak Nepal’e ulaştılar ve aynı rotadan geri döndüler. Antalya’dan Mesut Doğan ve İshak Can da, bir ilke imza atarak Karakoram yolunun tamamını geçtiler. Türki Cumhuriyetler’den Çin’e girip, daha sonra da Karakoram yolunu takip ettiler. Rotalarına Keşmir’i de ekleyerek Nepal’e ulaştılar ve motosikletlerini kargo ile yurda geri yolladılar.

2Enduro ekibinin daha önceki yolculuklarını www.2enduro.com ve www.facebook. com/2Enduro ve www.facebook.com/ motoroman.org sayfalarından takip edebilirsiniz.?

 

 

 

Rakamlarla İstanbul-Pokhara

 

Şimdi gelelim merak edilen başka bir konuya; bu bölümde motosikletimle gerçekleştirdiğim İstanbul-Pokhara arası yolculuğumla ilgili rakamlardan ve bazı detaylardan bahsedeceğim. “Bize ne senin harcadığın paralardan” diyenler olabilir ama önceden okuduğum gezi raporlarında bu bilgilerin eksikliğini hep hissetmişimdir. Zaten harcadığım rakamlar astronomik olmadığı için çekinmeden paylaşıyorum. İstanbul›dan çıkıp (genelde anayolları kullanarak) Pokhara’ya varmak isterseniz, yaklaşık 7.500 km kadar yol yapmanız gerekiyor. Benim yaptığım yolda fazladan bir 4.000 km var, nereden çıktı bu 4.000 km bir bakalım; İran’ın kuzeydoğusuna çıkmam, Pakistan’da Karakoram Highway’e çıkıp geri dönmem, Hindistan’da olabildiğince kuzeyden, dağ yollarından gitmem ve Nepal’de Katmandu’ya gidip geri dönmem… Yani tüm söylediklerime bakılırsa, bu rota hiç durmadan ve en kısa yollar kullanılarak yaklaşık 15 günde yapılabilir. Ben yola çıkmadan önce “40 günde varırım” diye düşünüyordum, öyle de oldu. 29 Eylül 2013 tarihinde yola çıkmışım, 45 günlük yolculuğum boyunca 8 gece konaklama için para ödememişim. Yani otelde kaldığım gün sayısı 37.

 

Pakistan’da 400 km uzunluğundaki Quetta Sukkur arası yolu mecburen tren ile geçtim. Treni kullanmasaydım, beş gün Quetta’da beklemem gerekiyordu. Gıda harcamaları; yemek, içecek ve abur cubur gibi kalemleri içermektedir.

 

İletişim harcamaları, bulunduğum ülkede satın aldığım SIM kart ve yüklediğim kontörlerden ibarettir. Ulaşım diğer kalemi ise; Pakistan’daki tren ücreti ve gezdiğim şehirlerde bindiğim taksilerden oluşmaktadır. Yol boyunca harcadığım tüm parayı yanımda dolar olarak taşıdım. Katmandu’ya vardığımda tüm param bitmişti ve ilk kez orada bankadan para çektim. İran ve Pakistan’da bankadan para çekmeniz pek mümkün değil, ama Hindistan ve Nepal’de oldukça rahat, kesilen komisyonlar ise canınızı çok acıtmıyor.

 

Rakamlar ise şu şekilde:

Araç : 2003 Honda Africa Twin

Toplam km : 10.958 km

Toplam süre : 45 gün

Sürüş yapılan süre : 33 gün

Toplam yakıt : 548 litre

Ortalama yakıt tüketimi : 5,2 Lt/100Km

Yakıt tutarı : 1.141 lira

Konaklama tutarı : 842 lira

Gıda tutarı : 402 lira

İletişim tutarı : 75 lira

Ulaşım diğer : 100 lira

Toplam harcama : 2.560 lira

Cevap bırakın