Menu
in

Yedinci YoldanÇık Kampı

Yazar: Alişan Fidan

Düzce’nin Cumayeri Köyü’nde bulunan Nehirevi Rafting’de yapılan 7. YoldanÇık kampı aslında Melen Çayı’na bir veda niteliği taşıyordu…

Evet yanlış okumadınız veda diyorum çünkü Cumayeri’nden geçen Melen Çayı üzerine bir baraj inşa edilecek ve bu baraj yüzünden Nehir evi gibi kamp ve rafting mekanları tamamen sular altında kalacak. Hem de bu yıl içinde! Üzücü ancak insanın elinden yapabileceği bir şey gelmediğinde sonuca katlanmaktan başka çare yok.…

Kampa gideceğimiz gün acayip bir hava vardı. Beylikdüzü’nde deli gibi yağmur varken Mecidiyeköy’de güneşli bir gün yaşanıyor, yarım saat sonra ise tersi oluyordu. Bu acayip hava açıkçası insanı biraz korkutuyordu. Gitsem mi? yoksa gitmesem mi? diye düşünürken konforuna düşkün Alişan yerine maceracı Alişan’ı dinleyerek gitme kararı alıyorum.

Yoldaki felaket sağanağı aşarak Düzce’ye geliyorum ve tahmin ettiğimiz gibi kamp alanı güllük güneşlik. Hatta bizden önce sabahın 10’unda gelenler bile olmuş! Çadır için yer beğenmecesinin ardından çadırı açıp kazıklarını çakıyorum. Matı yerleştir, içini düzenle eşyaları yerleştir, çadırın o özelliği neye bu zımbırtısı kime yarıyor derken bayağı bir uğraştım ama sonra oturup sonucu gördüğümde “Çok güzel oldu be!” dedim. İlk kampım olduğundan aşırı bir heves durumu var tabii :). Öyle böyle derken saat 3-4 olmuştu bile! Organizasyonun bir kamp tesisinde yapılması sayesinde o yorgunlukla bir de yemek yapmakla uğraşmamak konforsever Alişan için çok iyi oldu. Muhabbet sohbet derken saatler geçiyordu fakat hadi dedim buna ateş başında devam edelim.

Sağdan soldan topladığımız çalı çırpılar ile bir ateş yaktık. Aslında ateşin olayı insanları ısıtması değil. Bir büyüsü mü var nedir bilmiyorum ancak kamp veya piknik gibi organiasyonlarda ortada ateş yakıldığında çok daha güzel bir atmosfer oluşuyor ve muhabbet daha bir koyulaşıyor. Ateşin üstünde pişen yemekler paylaşılıyor, herkes getirdiklerini birbirine ikram ediyor hatta daha bir saat önce tanışmış insanlar birbirine “Yemezsen vallahi konuşmam” diye sitem ediyordu. Bu ateşin kesinlikle bir sihri olmalıydı…

Gece vakti gelince insanlar yavaş yavaş çadırlarına ve karavanlarına çekilmeye başladılar. Üstüne bir de yağmur çiselemeye başlayınca işin tuz biberi oldu. Çadırlarımıza geçtiğimizde yağmur iyice şiddetini artırmıştı. Hem nehirin hem de çadıra vuran yağmurun sesi o kadar güzel geliyordu ki… Günün yorgunluğu ile doğanın bu ninnisine dayanamayarak hemen uyumuşum.

Ertesi gün kahvaltının ardından güne hızlı başlıyoruz. Raftingciler ve Cumartesi günü haftasonu izninde kampa gelecekler akın akın kamp alanına geliyordu. Hatta bir ara yer kalmayacak galiba diye bile düşündüm. Yağmura rağmen katılım hayli fazlaydı. Geceki yağmur ortalığı çamur deryasına çevirmişti. Bu sebeple gelen arabalar ve motosikletliler oldukça zor anlar yaşıyordu. Aslında bu zorluklar aynı zamanda kamp alanını daha da yakınlaştırıyordu. Çamurda debelenen otomobilleri ve motosikletleri çıkartmak için herkesin toplanıp yardım etmesi, yağmur ekipmanı olmayanlar ile olanların imkanlarını paylaşarak kullanması gibi şeyler çok hoştu.

Öğlen gibi Fırat Şahin ile enduro temel eğitimi başlıyor. Motora arazide öyle binilirdi, ayaklar şöyle olacak böyle olacak derken 1 saat bu anlatım sürüyor. Hadi diyoruz çıkıp biraz bunu pratik yapalım. Daha önce lasmanda sürdüğüm Husqvarna TE350’ye atlayıp biraz da orada eğleniyoruz. Yerler tamamen çamur ve balçık içinde fakat o kadar eğleniyorum ki üstümün başımın çamurla bulanması umrumda bile olmuyor. Raftingcilerin turlarının ardından Fırat abi “Ben bu TE350’yi botla yüzdüreceğim” diye geliyor. Yahu yapma etme bak düşersin desek bile dinlemiyor ve ortaya fotoğraftaki manzara çıkıyor. Çılgın adam başka ne diyeyim :)…

Akşam büyük ateş yakılıyor ve kamptaki herkes o ateşin etrafında toplanmaya başlıyor. Yemeğini yapan ateşin başına geliyor. Rahman’ın kemençesinden çıkan notalar eşliğinde söylenen parçalar geceye renk katıyor ve bu kamp benim için unutulmaz anılardan biri arasına giriyor. Yapılan çekilişler ile dağıtılan hediyelerin ardından biraz daha muhabbet edip artık uyuyoruz.

Bu gece yağmur yok ve sadece nehir sesiyle uyuyoruz. Pazar sabahı hava öyle güzel açıyor ki keşke iki gün önce bu hava olsaydı diye hayıflanıyoruz. Fakat bu kampta yağmur yağmasaydı yine böyle unutulmaz olur muydu peki? Sanmıyorum… Çamura batan motosikletleri ve otomobilleri kurtarmak için insanların bir araya gelişi, malzemelerin paylaşılması, ateş etrafında toplanılması gibi şeyler kampı olgunlaştırıp insanları bir araya getirdi. Kötü hava şartlarına rağmen gelen 200’e yakın kişiden neredeyse hepsinin mutlu olduğunu görmek güzel bir duyguydu.

Çadırı toparlarken bir daha burada kamp yapamayacağımı bilmek doğrusunu söylemek gerekirse biraz içimi burktu. Bu benim ilk kampımdı fakat artık virüsü bir kez kaptım. 8. YoldanÇık Kampı’nda Bursa’da görüşmek üzere…

 

 

 

Cevap bırakın