Sinirliyken Motor Kullanılır mı?

Pervin Ozulu

Sinirliyken Motor Kullanılır mı?

Yaşadığımız sürece kısıtlamalar ve kurallar hep karşımıza çıkar. Zaman aşımına uğramamış eski toplum kuralları vardır ya, onlar da tıpkı yenileri gibi her yerdedir ve sorgulamadan uygularız, çünkü farkına varmadan alışmışızdır.

Pervin Ozulu

Motoron Dergisi Yazarı

Bazen olması gerekenleri yaparken huzurumuz bile kaçar. Mesela, sadece kısıtlamaları azaltmak için, sadeliğe ve özgürlüğe bir adım daha yakın olabilmek için yıllardır kol saati takmam. Şaşırtıcı olan, hiç eksikliğini yaşamıyorum, hiçbir yere de geç kalmıyorum. Her yerde bir saat vardır, hep peşimizdedir zaten. Rutinleşmiş hayat aslında olması gerekendir ve rutinlik varsa her şey tıkırında yürüyor demektir. Yine de bazen kuralların dışına çıkmalı; camı açıp derin bir nefes alır gibi hayatın akışına da mola vermeli insan… Mola vereyim derken plansız programsız uzak yerlerde motor sürerken bulurum kendimi.

 

Karabatak gibi kaybolurum, ilk sinyalim bir dağ tepesinden gelir ya da garip bir yol kenarında bir manzara karşısındayken haberimi alırsınız. Birçok şeyi kendi özümüze, kendi kurallarımıza göre ayarlayabiliriz. Bu yaklaşım şekli derin bir nefes almama yardımcı oluyor. En büyük toplum kurallarından birini yıllar evvel ihlal ettim, ediyorum. Bir kadın hem tek başına hatta bir motorla zorlu ve tehlikeli gezi yapamaz, hatta motor dahi binemez düşüncesi bizim toplumumuzun anlayışı ve kuralıdır. Aldığım olumlu ve olumsuz tepkiler çok fazla. Olumlu tepkiler takdir ve hayranlıktan. Olumsuz tepkiler ise kurallara karşı geldiğim için yargılanma ve endişe şeklinde oluyor, çünkü kural dışı davranıyorum. Fakat rahatlığımla ve doğruyu yaptığıma inancımla kendimi kabul ettiriyorum.

 

Anlayışla karşıladığım için anlayış kazanıyorum. Bir kadın yalnız başına nasıl motorla gezer, dağ yollarında ne işi var gibi düşünceleri çürütmeye çalışırcasına yollardayım, bir bayrak taşır gibi. Aslında öyle bir niyetim hiç olmadı, bu kadar çok tepki alacağımı da bilmiyordum. Başıma bir şey gelirse kendi kabahati diyenler var. Benim başıma gelen herkesin başına gelebilir. Bu toplumumuzun ayıbıdır. Sanki tehlikeli dünya sadece ve sadece şu iki teker üzerindeyken var. Mesela akşamın geç saatlerinde karanlıkta tek başıma bir yolda yürümek ya da bir otobüse binmek bana daha ürkütücü gelir. Hangi saat olursa olsun motorumla olduğumda kendimi bin kere daha güvende hissediyorum. Gezgin ruhum rahat. İstedikten sonra hiçbir engel yoktur. Her şey insanın kendisinde başlar, kendi bakış açımıza bağlıdır diye düşünüyorum. Geçenlerde bir kural duydum, çok şaşırdım, çünkü ben tam tersini yaparım. Bu kurala göre sinirliyken ve üzgünken kesinlikle motor sürülmezmiş. Sanırım bakış açım ve motorun hayatımdaki yeri çok farklı. Öyle durumlarda özellikle motoruma binerim ki sinirim geçsin. Üzgünken de yola çıkarım ki gücüm ve neşem yerine gelsin. Sadece yola ve sürüşe odaklanırım. Motor kullanmak özgürlük ise kısıtlamalar niye olsun ki?

 

Her sürüş bana keyif veriyor; hayatın güzelliğini yeniden aşılıyor, güç veriyor, neşe ve sevinç veriyor. Yaşamın değerini hatırlatıyor, bütün sinirlerimi ve dertlerimi yok ediyor. Sürdükçe hissettiğim o rüzgar, siniri ve sıkıcı düşünceleri alıp uzaklaştırıyor. Binalar nasıl tek tek geride kalıyorsa, sıkıntı da o şekilde geride kalıyor. Yolda asla kimseye sataşmam, sinirlenmem, zaten motor üstündeyken sinirim yok oluverir. Hüznüm var ise o da birkaç göz yaşı ile rüzgara karışıp uçup gider. Geçenlerde annemle telefonda konuşuyordum, sesim çok keyifsiz ve mutsuzdu sanırım. Hemen şunu sordu; “Çoktandır motora binmedin, değil mi?” Çoktandır dediği de birkaç gün sadece. Sinirimize niye motor üstünde devam edelim ki? En sevdiğimiz şey motor sürmek değil mi? Anahtarı alıp kontağı çevirip yola çıkabiliyorsak “ne mutlu bize” deyip keyifli olmamız an meselesi aslında. Motora binmek için hiçbir engel olmamalı. Sinirli olmak engel ise onu yok etmek de yine kendi elimizde.

 

Motor kıyafetlerimi giyer, anahtarı ve kaskı alır, yola çıkarım. Mola zamanı geldiğinde uygun yer bulunca yavaşlayıp istediğim yere park eder, eldivenleri ve kaskı çıkarırken az önce geçtiğim virajlar aklımdan geçer. Hatta yolda bir kamyonu sollarken ani çıkan bir araçtan nasılda zarifçe yolda dans edercesine aradan geçtiğimi düşünürüm. Sonra anahtarı elime alıp çay içmek için bir masaya geçerim. Saçlar karışmıştır, biraz yolun yorgunluğu da vardır ve motoru da görebileceğim bir yere otururum. Çay bardağının yanına anahtarı koyduğumda “Oh be, hayat bu işte” derim. Bütün sinir ve üzüntü çoktan gitmiştir. Hatta neye sinirlendiğimi bile unutmuş olurum.

 

Gerçekten mesele neydi?􀀟

YORUMLAR