Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları

Gezi Yazar: Pervin Ozulu

Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları

Ege sahilinden sonra Akdeniz sahilinden devam eden gezim henüz bitmediği halde Kaş’a vardığımda yolculuğumun sonuna gelmiş gibiydim.

Fethiye’den ayrıldıktan sonra sahil yolundan Kaş’a geçtim. Kaş’ı ve çevresini çok sevdiğim için sanırım kendiliğinden orası kilit noktam olmuştu bu gezimde. Buranın doğası ve atmosferi çok hoşuma gidiyor, motorumla bu coğrafyada sürüş yapmış olmak beni mutlu etti. Yollardayken çevreyi görmek gezmek, yavaşlayıp durmak, mola vermek fotoğraf çekmek sonra motoru tekrar çalıştırıp devam etmek ve sevdiğim bu yollarda hem sürüş yaparak hem de oyalandığım için Kaş’a akşam saatlerinde vardım. Beğendiğim tarzda doğal bir otele yerleştikten sonra merkezi gezdim, tabii ki yine motorumla. Hava kararmaya başlıyordu ve gün hemen bitiverdi. Ekim ayın sonları olduğu için günler kısaydı, zaten sayılı gün çabuk geçer. Henüz gezi bitmemişti, daha dolu dolu 3 günüm vardı. Kaş’tan sonra geze geze Antalya – Ankara üzerinden İstanbul’a dönecektim.

Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları 1. İçerik Fotoğrafı


Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları 2. İçerik Fotoğrafı

Kaş’ta sabah uyandığımda içim buruktu, buralardan ayrılacağım ve uzaklaşacağım için o burukluk beni sessizleştirdi, hüzün vardı. “Kaş” “Kaş” deyip dururdum, şimdi geldim, buradayım ve gidiyorum. Hayat böyle işte, hep devam eder, bir yolculuk gibidir. Eve dönüş gününe yaklaşmış olmak da beni durgunlaştırmıştı. Gezimi bir kaç gün uzatma fikri dolanmaya başladı beynimde, acaba Antalya’dan sonra eve dönmesem de onun yerine Mersin’e kadar devam etsem ve oradan eve dönsem mi diye aklımdan geçiriyordum, yoksa bir gün daha burada mı kalsam. “Gezi bitti bile ya…” diyordum, kahvaltı lokmalarını yavaş yavaş çiğniyordum, buruk bir kahvaltı ettim o sabah. Aslında herşey harikaydı ve herşey yolunda gidiyordu, motorum, ben ve yollar hatta hava bile şahaneydi. Hiç bir pürüz yokken yine de insanın içi buruk olabiliyor. İnsanoğlu işte, daha fazlasını isteriz bazen. Her şeyi o kahvaltıda düşünmek iyi geldi ve kararımı verdim, gezimi uzatmayacağıma karar verdim. Ayrıca işim gücüm var, Fransa ve Dubai seyahatlerim vardı yakında, onları bile tamamen unutmuştum, çok sonradan aklıma geldi. Hiçbir şeyi zorlamayı sevmem, her istediğimiz olmak zorunda değildir, olduğu kadarıyla yetinmek ve anı yaşamak en güzeli.

Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları 3. İçerik Fotoğrafı

Eve dönüş yolumu kahvaltı soframda netleştirdim, güzergah şu şekilde olacaktı: Antalya – Isparta – Afyonkarahisar – Polatlı – Ankara - İstanbul. Bu rota çok güzel olacak, özellikle Afyonkarahisar – Polatlı – Ankara istikametindeki o ıssız ve bozkır topraklardan geçen o tenha yollarda sürüş yapmak istiyordum, heyecan hissediyordum. Artık yola çıkabilirdim, motosikletimi Antalya’ya gitmek için hazırlayınca keyifim gelmeye başladı. Pansiyondaki abladan vedalaşıp hemen yoluma devam edeceğimi söyledim, sarıldık eski dostlar gibi. Önce biraz merkezde turladım ve sonra Kaş çıkışına yönlendim. Yolu yukarıya tırmandıkça kuş bakışı Kaş manzarası gittikçe dikkatimi dağıtıyordu, güzelleştikçe yavaşlıyordum, yarımadanın o nefis manzarası gözümü kamaştırdı. Rampada “Kaş” çıkış tabelasını “elveda” misali gibi görünce işte orada o an olan oldu. Oracıkta kalakaldım, üzeri çizilmiş “Kaş” bitti anlamındaki o tabelayı geçemedim, durdum ve geriye dönüp baktım. Bir manzaraya bakıp bir de tabelaya ve yola baktım. Manzara “Gel” dedi sanki, “Hadi dön gel, nereye gidiyorsun, daha motorunu sürmen gereken yollar var burada, sonra yine gidersin”.

Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları 4. İçerik Fotoğrafı


Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları 5. İçerik Fotoğrafı

“Tamamdır geliyorum” demiş gibi motoru hemen döndürdüm ve Kaş’a geri gittim. Bu gezimde bu 4. kez oldu, 4.kez geri döndüm, tango gibi, iki ileri bir geri adım. O burukluk o an tamamen kayboldu, yerine sevinç ve neşe geldi. Motorumu hızlıca Kaş’a sürdüm ve direkt yukarıdan gördüğüm o yarım adaya geçtim, Çukurbağ Yarımadasındaydım artık. Deniz kenarındaki yoldan devam ettim, çok güzeldi ve daralan boğazda durdum. Burada İnceboğaz Plajı var, muhteşem ötesi bir yer. İki taraftaki denizi tek bir noktada durarak görmek çok hoşuma gitmişti, denizin rengi her iki tarafta farklıydı o gün, bir taraf sakin bir taraf dalgalıydı. Sezon bittiği için etraf çok sakindi, tam bana göre bir zaman. Botlarımı çıkartıp yine pantolon paçalarımı kıvırıp terliklerimi giydim, denizdeki balık sürülerini izledim ve suda yürüyüş yaptım. Motorumu görmek için devamlı geri dönüp ona baktım, onunla doğada olmayı seviyorum. O sadece metal bir makina da olsa bizler onlara ruh ve duygu katıyoruz, kendi duygularımızdan aktarıyoruz ona, bizim bir kopyamız gibi oluyor. Hep onunla hem fikiriz, aynı karaktere sahibiz ve aynı şeyleri seviyoruz sanki…

Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları 6. İçerik Fotoğrafı


Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları 7. İçerik Fotoğrafı

Bu bir bütünleşmedir. Motorun tarzı bile kişiliğimizin yansımasıdır. Benim aslında çoktaaaan bir enduro kullanmam lazım, esas o zaman ben tam bir bütünlük yaşayacağım. Kullandığım motor Xj6 bir Spor Touring olduğu için beni tam olarak yansıtmıyor. Motorsiklet hayatıma başladığımdan beri bir enduro ruhuna sahip oldum ve hangi motoru kullansam hepsi enduro moduna geçer benimle. Bu yarımada çok güzel, biraz vakit geçirdikten sonra tekrar botlarımı giyip turlamaya devam ettim. İleride tek tük evler var, yazlıklar ve siteler ve birçok da ağaç ve manzara var. Adayı komple dolaşan bu yolu takip ettim ve adanın diğer tarafından döndükten sonra yeniden o inceboğaza geldim. Hava bozulmaya başlıyordu, sinyalleri aldım. Denizdeki dalgalar yükselmişti ve sert bir rüzgar esmeye başlamıştı. Bulutlar geldi ve parça parça güneşi kapatmaya başlıyordu. Kaş’tan sabah hemen gitmediğim için ve biraz daha buralarda gezindiğim için içimdeki o burukluk tamamen geçmişti, normale dönmüştüm sonunda ve artık Antalya istikametine gönül rahatlığı ile devam edebilirdim. Bu sefer Kaş’tan çıkarken geçemediğim o tabeladan geçtim “Bye Bye” deyip gönül rahatlığı ile gezime keyifle devam ettim. Ancak yola çıkışım yine öğleni bulduğu için ve her zamanki gibi “ Aaa burası güzel, şurası güzel” deyip yolumu değiştireceğim ve orada burada takılacağım için Antalya’ya varışım akşam saatlerini bulur diye tahmin ediyordum. Olsun varsın, gezilerimin içeriği böyle gelişiyor zaten. Şu an bu anılarımı kaleme alıp yazarken bir kız arkadaşım uğradı bana, yazmaya ara veremiyordum, sanki yolculuktaymışım gibiydim, kendimi koparamadım satırlarımdan...

Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları 8. İçerik Fotoğrafı


Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları 9. İçerik Fotoğrafı

“Hoşgeldin, gel otur, biraz beklermisin beni?” dedim, yazıma birkaç satır daha yazıp öyle yanına gelecektim, hatta sanki “Dur bekle beni, motoru park edip geliyorum hemen” demiş gibiydim. Yazı yazmaya devam ederken kız arkadaşım beni izledi, dedi ki “Yazarken sürekli gülüyor ve sırıtıyorsun”. İşte o an koptum, hiç öyle göründüğümü bilmiyordum ve beraber güldük. Kaş tabelasını nasıl geçemediğimi ve geri gittiğimi anlattım ona, sonrasında Demre’ye varmaya yakın turistik bir sarı levhanın beni yolumdan çıkarttığını anlattım. Yoldan geçerken uzaktan bile kayalardaki o tarihi kaya mezarlığı görünce merak ettim ve yakından görmek için yolumdan çıkmıştım. Burası Myra Antik Kentiydi, Ortaçağ boyunca sürdüren Myra önemli bir Lykia kentiydi. Myra kenti su ihtiyacını yakınında akan Demre deresinden karşılarmış. Kentin görkemli tiyatrosu günümüze oldukça sağlam halde ulaşmış durumda. Myra’nın muhteşem kaya mezarları, hemen tiyatronun üzerindeydi. Çok ziyaretçi aracı olduğu halde motorum için uygun park yeri bulmak mesele değildi. Park yerinin zemini topraklı ve mıcırlıydı, böyle yerlerde dikkatli olmak lazım. Müze giriş gişelerin olduğu yerde geniş bir çay bahçesi ve cafe vardı, epey kalabalıktı. Henüz etrafa bakmamıştım, ama tüm gözlerin üzerimde olduğunu hissediyordum. Motorun marşını kapatıp kaskımı çıkartırken nasıl bir ortama geldim diye kontrol amaçlı göz ucumla çaktırmadan etrafı ve insanları görmeye çalıştım, kim var kim yok anlamak için. Ortamda bana göre bir aksilik görürsem tereddütsüz hemen giderim. Herkes turist ve gezgin tarzındaydı, herşey ok görünüyordu benim için, gişelerin olduğu ön kısma geçtim, belki sonra bir portakal suyu alırım diye içimden geçirmiştim. Ancak insanların bakışı ve gözler peşimi bırakmadı. Kendimde büyüleyici bir etkinin hatta hipnoz eden endamım var sanmaya başladım artık, bu kadar da olmaz ki... Nereye dönsem herkesin gözü bendeydi. Yok böyle bir şey...

Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları 10. İçerik Fotoğrafı

Masada oturanlar, otobüs önünde duranlar, gişede duranlar, meyve suyu sıkma standındaki görevliler, orada duran misafirler, garsonlar, hediyelik eşya satanlar… yaw arkadaş, herkes mi bakar ve bakmaya devam eder durmadan. Her adımım izlendi resmen. Çok fazla merak vardı, tek başına gelen bu kadın motorcuyu anlamaya çalışıyorlardı. Böyle durumlarda kimse soru sormaya cesaret etmez, bilirim bu halleri, aynen de öyle oldu, hele o sessizlik ve kesilen sohbetlerden söz etmeyeceğim.

Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları 11. İçerik Fotoğrafı

Müzenin içerisine geçmedim, dışardan çok şey görünüyordu. Tiyatro ve kaya mezarlarını yakından dışarıdan görebildim. Zamanımı kısıtlı kullanmak istediğim için içeriye geçip uzun uzun gezmek yerine sürüşüme devam etmek istedim. Ayrıca göz hapsinde olunca ve attığım her adım takip edilince gözetlenerek rahat olamadım zaten ve bir an evvel yoluma devam etmek istedim. Toparlanıp Demre istikametine yola çıktım. Demre’de St. Nikolas Kilisesi ve Noel Baba Kilisesi ve Müzesi gibi başka tarihi değerler bulunur. Her yer müze, ancak hepsini gezmeye vaktim yoktu ve sürüşüme devam ettim. Demre çayının denize döküldüğü o şahane manzaranın olduğu yere geldiğimde yol kenarındaki seyir terasında durdum. Tek kelimeyle muhteşemdi. Mutlaka orada durup kuş bakışıyla o doğa harikasını izleyin derim. Demre Çayağızı görüntüsü acaip hoşuma gitti. Gördüğüm o manzaraya, o deniz kenarına gitmem lazımdı. Demre çayının denizle buluştuğu yere gitmek için az ileride sağa sapan yol ayırımından çıktım. Tamir için karaya çekilmiş tekneler vardı, kimse yoktu. Denizdeki teknelerin çoğu tur tekneleriydi. Hava epey sıcak olmuştu ve acıkmıştım. O manzarada ne güzel piknik yapılır diye düşünür düşünmez hemen erzakımı çıkartıp motoru masa olarak kullandım. Sezon dışı seyahat etmenin en güzel tarafı kimseler yok, kalabalık yok ve o sessizlik doğaya güzel bir nota veriyor. Demre’nin devamı Finike’ye kadar ard arda devam eden tatlı - sert virajlı bir sahil şeridinden geçiyor, manzara yine muhteşemdi. Bazı koylarda durdum, birinde bembeyaz taşlardan yapılmış kumsala inen merdivenler vardı. Finike’ye giden yol Kaş’a giden yola göre çok daha keskin virajlıydı, düz yol neredeyse hiç yoktu.

Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları 12. İçerik Fotoğrafı

O dar dönemeçler yüzünden dikkatli olmak gerekiyor, özellikle oralı plakalı araç sürücüleri yolu ezberledikleri için epey hızlı gittikleri dikkatimi çekti. Finike çok sakin bir yer, deniz kenarında çok geniş ve güzel bir sahili var. Orada durdum, geniş kumsalına indim ve sahilde taşlı kumda epey yürüdüm. Dalgalar ve deniz hoşuma gitmişti. Terapi gibi bir geziydi bu sürüş, her yer çok sakin ve sessizdi. Yolun devamı artık düzdü, keskin virajlar bitmişti. Tekirova, Kemer derken Beydağları manzarası eşliğinde Antalya istikametine devam ettim. Buralarda o kadar çok gezilecek yerler var ki, Beydağları aslında bir Milli Parktır ve birçok başka Milli Parkların ve dağların da çok olduğu bu bölgede bana çok yakın Göynük Kanyonuna bile uğrayamadım, zaman az olunca her yere gidilmiyor. Sürüşe devam etmek keyifliydi, geceye kalmadan konaklama yerime varmak gezilerimde en öncelikli kuralarımdan biridir. Yol tırmanmaya ve yükseklerden geçiyordu, kısmi yol inşaatları da vardı. Hava esintiliydi, güneş hele hiç yoktu ve bulutlar havayı iyice karartıyordu, sanki günü erkenden bitirmek ister gibiydi. Motorum ve ben mutluyduk, böyle karanlık havayı seviyorum, gökyüzünde birbirinden güzel görüntüler oluşuyordu.

Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları 13. İçerik Fotoğrafı


Antalya’ya vardığımda ilk benzinliğe girdim, benzin alıp kısa bir ihtiyaç molası vereyim dedim. Hava kararmaya gün bitmeye başlamıştı ve hiç oyalanmadan Antalya Konyaaltı’dan sahil yolundan devam ettim. Sürüşü yaparken koyu parlament mavisi rengini alan gökyüzü ve rüzgardan savrulan sahil kenarındaki o büyük palmiyeleri izledim. Kocaman bir şehre gelmiştim, bunca doğa ve ufak şirin yerlerden sonra büyük bir şehre gelmek bazen kafa karıştırıcı oluyor.

Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları 14. İçerik Fotoğrafı

Trafik vardı ve yoğun bir şehir hayatı yaşamaya başlamıştım bile. Konaklama için öğretmen evini rahatlıkla bulmak için navigasiyon sistemimden yol tarifiyle Öğretmenler Evini çok kolay bulmuştum. Bu yer ne kadar ihtişamlı bir yerdi böyle, sıradan ufak tefek yerlerden sonra buranın büyüklüğü ve lobideki lüks, toz bulutuyla beraber yürüyen bir gezgin motorcu için fazla şıktı. Kalabalık şehir hayatını sevmediğim gibi şıkıdım yerleri de pek sevemiyorum. Konaklama sıralamasında şöyle ilginç bir şey fark ettim, biraz vasat bir yerden sonra çok iyi bir yerde kaldım, tekrar vasat sonra tekrar çok iyi bir yer denk geldi, bu zincir şeklinden de memnundum. Ben çok şık, 5 yıldız on numara yerlerde kalmayı tercih etmiyorum, güvenlik, temizlik ve su en önemli kriterlerim.

Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları 15. İçerik Fotoğrafı

O yüzden öğretmen evleri genelde ihtiyaçlarımı karşılıyor, bazısı 5 yıldız Hotel kadar lüks bazısı çok vasat oluyor. Tahta gibi sert havluları olan yeri asla unutmam. Bunlarla çok farklı tecrübeler eklemiş oluyorum kendime, gerçek hayattan tecrübe biriktirmeyi seviyorum. Bir öğretmen evinde çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerin kaldığını düşünmek ve şartlarını görmek aslında hayatımızın ve toplumuzun bambaşka bir yönün yüzünü görmüş ve tanımış oluyorum. Bu lüks bir otelde kalmaktan daha kıymetli benim için. Ertesi gün için sevinçliydim, çünkü arkadaşım ve aynı zamanda beni ve gezilerimi yıllardır takip eden sevgili Meral ile buluşacaktık, sabah kahvaltısına kaldığım yere gelecekti.

Kaş/Antalya Arası Sürüş Maceraları 16. İçerik Fotoğrafı

Ertesi gün yaşayacağım beklenmedik gelişmelerden ve zorluklardan habersiz bir günü daha çok mutlu ve sevinçle Antalya’da bitirmiştim.

YORUMLAR